Civil War-İç Savaş-2023-TV+
Yönetmen:Alex Garland.
Oyuncular: Kirsten Dunst, Cailee Spaeny, Wagner Moura, Nick Offerman, Jesse Phlemenon.
6 Aralık 2021, ABD tarihinin karanlık günlerinden birisiydi. Dünyanın en demokratik geçinen ülkesinde, Trump’ın provakatif söylemleri taraftarlarını Kongre sarayını işgal etme noktasına getirdi. Çatışmalarda 4 kişi hayatını kaybetti, Washington DC’de 12 saat süreyle sıkıyönetim ilan edildi. Silahlı, gözü dönmüş aşırı sağcı güruhun işi parlamento basmaya kadar götürmesi, bu ülkedeki dip kaynamanın ne kadar kolay patlamaya dönüşebileceğinin işaretiydi. Zaten iç savaş geçmişi olan bir ülkenin yeniden böyle bir kargaşaya giremeyeceğini kim garanti edebilir ki? Trump’ın tekrar kazanması bu filmi her zamankinden daha çok güncelleştiriyor. Trump’ın kolayca Ulusal Muhafız askerlerine başvurması durumun vehametinin de bir işareti.
“İç Savaş-Civil War” böyle bir durumu hayal ediyor ve karşımıza alt metni çok güçlü olmasa da, aksiyon ve görsel yönden sağlam bir film getiriyor. “Ex Machine”, “Anhilation” gibi bilim kurgularıyla tanınmış İngiliz yönetmen Alex Garland bu kez kurgusunu Amerikan toplumu üzerinden yapıyor. Amerikan Başkanı’nın anayasaya aykırı olarak kendisini üçüncü kez başkan ilan etmesinden sonra, Teksas ve Kaliforniya sivil orduları Washington’a yani Beyaz Saray’a saldırır. Üçüncü dünya ülkelerinde sık rastlanan hatta ABD tarafından çıkarları doğrultusunda desteklenen bu tür olaylar kendi topraklarındaysa iç savaşa yol açar.
Garland senaryosunda siyasal alt metinlere çok yer vermiyor fakat anlıyoruz ki başkan emrindeki orduyu ve CIA’yi muhaliflere karşı kullanıyor. Ordusundaki askerlerin ırkçı beyazlardan oluşması beklenen bir durum. Az sayıda olsalar dahi, onu destekleyen bazı siyahların olması da şaşırtmıyor. Başkan’ın ayrılıkçı olarak adlandırdığı, kendilerine Batı Güçleri diyen karşı tarafın etnik olarak hayli geniş yelpazede olduğunu ve ABD’yi meydana getiren mozaik yapıyı temsil ettiğini görüyoruz.
Öykünün lokomotif karakterleri olarak Garland farklı dört kuşağı temsil eden dört gazetecinin New York’tan başlayan yolculuğunu kullanıyor. Bu dörtlü her türlü tehlikeyi göze alarak Washington’a ulaşıp, Başkan ile röportaj yapmak niyetindedir. Oldukça gözü kara tiplerdir. Bunlardan Lee Smith (Kirsten Dunst) deneyimli bir foto muhabiridir. Kariyeri oldukça köklüdür, artık bezgin ve depresif bir ruh hali vardır. Lee’nin hafızasındaki siyah beyaz kareler, önceki yıllarında yaşadığı savaş cehennemlerinden anımsadığı görüntüleridir. Onların travmaları belli ki daha benliğinde gezinmektedir.
Öykünün diğer ana karakteri, genç foto muhabiri adayı Jessie Cullen (Priscilla filminden tanıdığımız Cailee Spaeny)… Lee, daha tanışır tanışmaz saha tecrübesiyle hayatını kurtardığı çaylak Jessie’nin başkente gidecek ekibe dahil olmasına karşı çıkıyor. Engel olamayınca da yolculuk boyunca tecrübesi ve abla pozlarıyla onun koruyucusu gibi davranıyor. Jessie ise ona hayranlığını sık sık ifade ediyor. Onun mesafeli davranışlarını yumuşatmak için de elinden gelen yalakalığı yapıyor. Wagner Moura’nın canlandırdığı heyecanlı Joel ve yaşlı kuşak Sammy (Stephen McKinley Henderson) grubun diğer muhabirleridir.
İlk bölüm bir yol filmi olarak akıyor. Normal şartlarda 350 mil olan yol,tehlikesiz yan yollardan geçmekle oldukça uzun sürüyor. Yolda Amerika’nın yıkık dökük görüntüleri, yerlerdeki cesetler bugün gerçek savaşı yaşayan ülkelerden farksız. Bir Gazze veya Ukrayna görüntüleri sanki. Garland kasıtlı olarak TV haberlerindeki ülkelerden hiç bir farkınız kalmaz dercesine bu vahşeti izleyenin gözüne sokuyor.
Görüntü yönetmeni Rob Hardy Hollywood’un sevdiği distopya renklerinden uzak duruyor. ABD topraklarında sivillerin yaşadığı katliamı, şiddeti, dehşeti, gün ışığında canlı renklerle, olanca çıplaklığıyla göstermeyi tercih ediyor. İkinci bölüm aksiyonun “bam bam” aktığı sekanslarla soluksuz izleniyor.
Finaldeki Washington DC çatışması gecenin ışıkları altında geçen bir şehir savaşı olarak mükemmel kurgulanmış. Oyuncuları yakından takip eden kamera ve genel çekimleri birleşiyor. Şiddeti burnumuzun dibinde yaşıyoruz. ABD’nin barış döneminden gelen popüler şarkıları iç savaşın şiddetine karşı yürek buran bir kontrast olarak kullanılıyor.
Dijital kamerası olmayan, eski usul fotoğraf makinesinde siyah beyaz film kullanan becerikli Jessie, başlarda sempatik gelen bir karakter. Jessie’nin psikolojik değişimi üzerinden sadece savaşın masumiyeti nasıl yok edebileceğini, savaşın vahşetinin insanlar üzerindeki farklı etkilerini gözlemliyoruz.



