Fellini, Tatlı Hayat ve 8 1/2

Yönetmen Sineması

Padoa’da bir kilisenin girişinde asılı büyük bir bez afişte şu sözler okunur: “Günahkarlığı herkesçe bilinen Federico Fellini’nin ruhunun kurtulması için dua edelim”.

 

Yıl 1960, “Tatlı Hayat-La Dolce Vita”’nın gösterime girmesiyle ortalık karışır. Vatikan’ın resmi gazetesi Osservaro Romano filme ve yönetmenine karşı her gün karalayıcı şeyler yazıyor, sokaktaki muhafazakar insanlar köpürüyordur. La Dolce Vita afişinin asılı olduğu sinemaların önünde ise kuyruklar uzayıp gidiyordu. Bir film olumlu ve olumsuz anlamda böylesine bir sosyal patlamayı tarihte ilk kez yaratıyordu. İşin ilginç yönü Fellini’nin filmi böylesine derin hesaplamalar yapmadan, öylesine çekmiş olmasıydı. Sadece kendisini özgürleştirmek adına biraz da edepsizce bir şeyler gösterebilmek adına yapmıştı bu filmi. Filmde esas patırtıyı koparan zenginlerin alemlerini, böylesine bir aleme hiç katılmadan, duyduklarından yola çıkarak çekmiştir. Oyuncularından mümkün olduğu kadar bayağı oynamalarını ister bu sahnelerde. Onun için bu filmde Anita Ekberg ile çalışmak önemliydi. Hayran olduğu bu kadınla sinema tarihinin en unutulmaz karelerini çeker. İlk kez paparazzi gazeteciyi dünyaya tanıtan Marcello Mastorianni ise Ekberg’in filmin önüne geçmesinden, böyle ikonlaştırılmasından hoşlanmaz. 

 

Sürekli kendini öven, kendini dev aynasında gören, muhafazakarlık şemsiyesi altında her türlü ahlaksızlığı yaşayan İtalyan toplumuna Fellini bu film ile unutamayacağı bir tokat vurur. Katoliklik dini de kendi payına düşen alaycı eleştiriyi alan kurumlardan olur. Film bir helikopterin İsa heykelini Roma’nın bir ucundan diğer ucuna taşımasıyla açılması bile bir olaydır. Film tüm dünyada hasılat rekorları kırar ve ustaya ikinci Oscar’ını kazandırır.

 

“Sevgili Rizzoli” diye başlayan mektup şöyle devam eder  “söyleyeceklerimin iş ilişkilerimizi onarılmaz bir şekilde yaralayacağının bilincindeyim. Dostluğumuzun da bir darbe yemesinden endişe ediyorum. Bu mektubu sana üç ay önce yazmalıydım ama daha dün akşama kadar umuyordum ki…” sonrası yoktur, mektup kesilir.

Fellini 8 ½ çekimlerine başlamadan önce yıllarca birlikte çalıştığı yapımcısı Angelino Rizzoli’ye bir mektup yazarak filmi çekemeyeceğini bildirmeye çalışır fakat mektubu bitiremez. Filmi nasıl yapabileceğini bilememektedir, düşünceleri karmakarışıktır. Bu arada set ve dekor çalışmaları olanca hızıyla devam etmektedir. Başlangıçta ana karakteri sıradan bir adamın sıradan bir gününü anlatma şeklindedir. Duygularının ve düşüncelerinin birbirine karıştığı, geçmişini ve bu gününü iç içe yaşayan bir adamın portresini anlatmak ister. Bir türlü konuyu toparlayamaz, adamın mesleğini bile bulamaz. Nihayet mucize gerçekleşir, mektubu yazdığı gün her şeyi hatırlar, adam kendisi gibi yönetmen olacaktır. Fellini bir kez daha kendisini anlatan bir film yapar. Yapacağı film aklından uçup giden bir yönetmeni anlatır.

 

Mastorianni, Guido olarak bir kez daha’ alter ego’ su olur, hatta onun stilinde giyinir: siyah takım elbise, siyah kravat, fötr şapka, mokasen ayakkabı. Filmin en çarpıcı yanlarından birisi gerçek ve düş arasındaki kesintisiz geçişlerdir. Seyirciyi gerçek/düş arası ikileme düşürür. 

 

Tüm zamanların en başarılı filmlerinden birisi olurken Fellini bir kez daha yabancı film Oscar’ını kazanır. Birçok yönetmen filmi tekrar çekmek istese de sonunda cesaret edemez. Sonunda Hollywood 2008’de bir müzikal olarak çekti.

Fellini yaptıklarında her zaman samimi oldu, kendi hayatından yola çıkarak karakterleri, yaşam deneyimlerini, düşlerini, hayal kırıklıklarını, güzel kadınları yazdı istediği gibi görselleştirdi. Filmlerindeki ekzantrik tipleri hiçbir zaman hayalinde bulmadı onları hayatın içinde gördü. Jung onun yol arkadaşı, yaratıcılığının filozofu oldu. Freud’un insanı tanımlamaya çalışması yerine Jung’un bilinmezliğin eşiğine kadar eşlik etmesi ve orada insanı tek başına bırakmasından hoşlandı.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *