Yakın tarihimizin acıları içinde bir Cem Karaca portresi

Türk Sineması

Cem Karaca’nın Gözyaşları-2024-Prime Video

Yönetmen: Yüksel Aksu.

Oyuncular: İsmail Hacıoğlu, Fikret Kuşkan, Yasemin Yalçın, Meral Çetinkaya, Melisa Pamuk.

 

Anadolu türküsünün rock müzikle kaynaşmasında başat rol oynamış Cem Karaca’nın yaşamının büyük bir bölümünün anlatıldığı bir film var karşımızda. Ben gibi, o yılları yaşamış Cem Karaca ile söyleşiler yapmış, karşılıklı kafaları çekmiş, müziğine ve kimliğine duygusal bağı olan birisi için, onun üzerine yapılmış bir filmi beğenmek kolay değil. Eksik tarafları olsa bile film bütün olarak seyirciyi yakalıyor.

Cem Karaca’nın 90’lar başına kadar yıllarına kronolojik bir sıralamayla bakarsak. 1945 İstanbul doğumlu Cem Karaca. Babası Azerbeycan asıllı Mehmet Karaca, annesi Rrmeni asıllı Toto Karaca (İrma Felegyan). Ailecek tiyatrocular. Ona musiki aşkını ilk aşılayan Rosa Felegyan, annesinin teyzesi… Ona piyano çalmayı, notaları öğretiyor. Çocukluğunda geçirdiği menenjit sonrası görme kaybı yaşıyor ve bu yüzden hep kalın gözlükler kullanmak zorunda. Gözlük çerçeveleri de onunla özdeşleşen dönemsel değişimler geçirdi.

Babası Mehmet Bey’in (Fikret Kuşkan) oğlunu diplomat görmek istiyor.  Robert Kolej gibi yabancı dili kuvvetli okula göndermiş. Cem ise başka bir alemin insanı, inatla “ben şarkıcı olacağım” diyor. Babanın gözünde şarkıcılık kopuk işi…

İlk grubu Dinamikler ile verdiği rock’n roll konserini babası Mehmet Bey parayla tuttuğu adamlara bastırtır ve müzisyenleri yuhalatır. Sonrasında da asker kaçağı diyerekten ihbar eder. Hem de ilk evliliğini yaptıktan 3 gün sonra. Baba istediği gibi adam etmeyi bir kere kafaya koymuş.  Cem askerliğinde 2 yıl Anadolu kültürünü ve insanını tanır. Aşık Mahzuni’yle tanışır. Türküler artık dilinden düşmez olur.

1967’de Mehmet Soyarslan ile Apaşlar’ı kurar ve hayatı boyunca hep yanında olan plak yapımcısı, Muyap kurucu üyesi Yavuz Asöcal ile çalışmaya başlar. Asöcal, ona müzik çalışmalarında hep destek olmuş “babacan” bir adam.

1967’de katıldıkları Altın Mikrofon yarışması hayatlarının dönüm noktası olur. Cem’in bestesi olan “Emrah” şarkısı ikinci olur ve çok ilgi görürler. 68’de “Resimdeki Gözyaşları” ikinci hit şarkıları olur. 1969’da Cem siyasi içerikli parçalar yapmak istemesi Apaşlar tarafından kabul görmez ve ayrılırlar. Sonraki yıllarda Seyhan Karabay tarafından kurulan Kardaşlar’la birleşti.

1970’de sol duruşunu daha güçlü vurgulayan “Dadaloğlu” geldi ve büyük hit oldu. Ortalığı ritmiyle, Cem’in davudi sesiyle sarsan bir parçaydı. Sol görüşlü cephenin adeta marşı olur.  

71’de Trabzon’da verdiği konser sırasında patlayan bombalarla 30 kişi yaralandı. Sağ sol çatışmasının artık müzikal kanadında yer alan bir isim olmuştur Cem. Polis tarafından komünist olarak fişlenmesi gecikmez. 71’de Kardaşlar dönemi sona erer ve Moğollar’la birleşir. Müzik dünyasını sarsan bu birleşme 75 yılında Cahit Berkay’ın Fransa’ya gitmesiyle sona erer.

Arkasından gelen Dervişan grubu, “Tamirci Çırağı” hepsi 70’li yılların ilk yarısında yaşanır. 70’li yılların ikinci yarısında çığırından çıkan sağ/sol çekişmesi onu bir hayli yıpratır. 80 darbesinin askerleri “1 Mayıs” plağını toplatır ve Komünizm propagandası nedeniyle tutuklanmasına karar verir. O sırada Avrupa turnesinde bulunan Cem yurda dönmez. Babasının cenazesine bile katılamamak onda büyük bir üzüntü yaratır. Üzerine ceberrutça vatandaşlıktan çıkarılması eklenir. Artık evlat, aile ve vatan hasretiyle geçen 8 Almanya yılı gelir.

85 yılında Turgut Özal ile buluşur Almanya’da ve geriye dönmek istediğini belirtir. Hakkındaki davaların düşmesi sonrası 88’de geri gelir. Gelmesine gelir de bu sefer de “döneklik” damgası yer. Buna karşı bir şarkı bile besteler.  

Şarkılarını seslendiren, Cem Karaca’ya perdede hayat veren İsmail Hacıoğlu tek kelimeyle olağanüstü. Hacıoğlu ses tonundan, beden hareketlerine, yürüyüşüne, sahne duruşuna oynamamış, dönüşmüş. Gala sonrası yapılan “içinden bir Cem Karaca çıkmış” benzetmesi durumu çok iyi tanımlıyor. Şarkıları da kendisi seslendirmiş olması Hollywood oyuncularının sıklıkla yaptığı metod oyunculuğunun bir yansıması. Sadece alkışlanır.

Baba Cem/Baba Mehmet/Oğul Emrah, üçgeninde Yeşilçam duygusallığını yaşatan sahnelere çokça yer vermiş yönetmen Yücel Aksu. Göz yaşartan sahnelerde başta Fikret Kuşkan babası Mehmet Bey’de, annesi Toto Karaca’da Yasemin Yalçın başta olmak üzere tüm oyunculuklar tam kıvamında. Yaşlanma efektleri, dönemin yansıması, konser çekimleri de harika.  Konser canlandırmalarında 70’lerin konser atmosferine ışınlandım diyebilirim.  Türkiye’nin yakın tarihini ben yaştakilere bir nebze buruklukla hatırlatması kaçınılmaz… Neler yaşamışımız insanı başka, toprağı başka bu ülkede. Ve daha da neler yaşıyoruz…

Almanya yıllarında, Die Kaneken grubuyla yaptığı müzik çalışmalarına çok yer vermemiş Aksu. Bu yıllar için de MUBİ’de yer alan “Aşk, Mark ve Ölüm” belgeseli tamamlayıcı bir film olabilir. Tabi ki, küçük bir eve kapanıp kafayı çekerek de geçirmedi o yılları. Sürgünde olan onca sanatçı vardı o yıllarda Almanya’da temasta olduğu. Üretti, konserler verdi, TV şovlarına çıktı. Aksu filmin süresini uzatmamak için oralara girmediğini düşünüyorum. Zaten anlatımını 90’lı yılların başında, ilk yurda dönüş konserinde Ceviz Ağacı şarkısıyla noktalıyor. 

“Muhtar, Emrah, Tamirci Çırağı, Namus Belası, Çok Yorgunum, Ceviz Ağacı, 1 Mayıs, Bekle Beni, Dadaloğlu, Hep Kahır” kim unutabilir ki, bu şarkıları? Hepsi filmde var… Telif yüzünden “Resimdeki Gözyaşları” eksik. Yücel Aksu “İftarlık Gazoz” ve “Dondurmam Gaymak “yanına çekinmeden koyabileceği bir film yaratmış. Hayatı çok protest, çok dönemli geçmiş bir Cem Karaca’yı keşfetme filmi de diyebilirim, hayatının geri kalanında da çok olay var…    

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *