Aşıksak, birbirimizi yemeyelim, lütfen…

  • Home
  • Gerilim
  • Aşıksak, birbirimizi yemeyelim, lütfen…
Gerilim

Kemikler ve Her Şey-Bones and All

Yönetmen: Luca Guadagnino.

Oyuncular: Taylor Russel, Timothée Chalamet, Mark Rylance, Michael Stuhlbarg.  

 

“Kemikler ve Her Şey/Bones and All” kısaca romantik ve kanlı olarak tanımlanabilecek bir film. Birbirine gece ile gündüz kadar zıt iki sıfat, aynı filmde nasıl bir araya gelebilir? İki genç yamyam arasındaki aşk ilişkisi olunca bu tanımlama anlaşılabilir hale dönüşüyor. İtalyan asıllı yönetmen Luca Guadagnino son yılların çıkışta olan isimlerden. Bu filmiyle de Venedik’te en iyi yönetmen ödülünü kazandı.  2017’de “Beni Adınla Çağır Call Me With Your Name” onu sınıf atlatan film olarak hala hafızalarımızda. En son “Suspiria”’nın, beğenmediğim yeniden çevrimine imza atmıştı.

İlginçtir, kendisini de filmlerinde sıklıkla işlediği dışlanmış karakterler arasında sayıyor Guadagnino. Annesi Cezayirli, babası Sicilyalı ve Etiyopya’da geçen erken çocukluk dönemi sonrası “ben nereliyim?” sorusuna kesin yanıt veremiyorum diyor. Bu kez, toplumun içinde fakat kenarında yaşamaya mahkum iki yamyam genç arasındaki romantik ilişkiyi bir yol filmi olarak karşımıza getiriyor. Evet, kanlı sahneler zaman zaman mideyi yokluyor olsa da, kendine has bir estetiği olan farklı bir film. Korku öğelerini kullansa da film gerçekçi damar üzerinden ilerliyor ve rahatsız etmeyi yeterli buluyor.   

Guadagnino’nun da aynı zamanda ABD’de geçen ilk filmi, Camille DeAngelis’in bir genç-yetişkin romanına dayanıyor; senaryo, Guadagnino ile sürekli birlikte çalıştığı senarist David Kajganich’ten geldi. Görsellik öykünün ruhunu yakalamayı başarıyor. Yönetmenin ilk kez Amerika’da çalışmasına karşın ülkenin kalbini bu kadar güzel yansıtması anlatımını güçlendiriyor. Eyaletler arası yolları, köhne fakir evleri, yol kenarı lokantaları, lunapark gibi Amerika klişelerini 60’lı yıllarda ünlenmiş, fotoğrafçı William Egglestone resimlerinden esinlenerek kadrajlamış. Donuk soğuk tonlarda sıradanlığı yansıtan resimler, bunlar. Kanlı sahnelerdeki mekan estetiği ise içgüdüsel aksiyoner sanat eserleri ve performanslarıyla tanınan ünlü Viyanalı sanatçı Hermann Nitsch’ten esinlenmiş (karma teknik kullanan karkaslar, bağırsaklar, sakatatlar ).

Maren’in hayatına 18 yaşına girdiğinde dahil oluyoruz. Babasıyla derme çatma bir evde yaşayan Maren’in (Taylor Russel) yamyamlık içgüdüsü küçük yaşlarda bakıcısını yemesiyle ortaya çıkmıştır.  Annesi evi terk etmiş ve nerede olduğu bilinmemektedir. Babası ise kızını her vukuattan sonra olay yerinden kaçırmıştır. Bu şekilde yersiz yurtsuz bir hayata mahkum olmuşlardır. Bir gece vakti okul arkadaşlarının evinde yeni bir vukuat işleyen Maren ve babası alel acele, pılıyı pırtıyı toplayarak başka bir eyalete doğru yola çıkarlar. Günün birinde babası tarafından geride geçmişi özetleyen bir ses kasedi ve doğum belgesi bırakılarak terk edilen Maren, annesinin izini sürmeye başlar. Yolda tanıştığı Lee (Timothée Chalamet)ise yine genç yetişkin yamyamdır. Birbirlerini vücut kokusuyla keşfeden yamyamlar arasına yolda Sully’de katılır. Sully (Mark Rylance) artık yaşlı ve bilge bir yamyam olmasına karşın kurban arayışlarını sürdürmektedir. Lee ve Maret arasındaki ilişki zamanla et yiyicilikten romantik bir mecraya doğru yol alır.

İzlerken o kadar çok öldürmeli, kanlı yol filmi geliyor ki aklımıza… Bonnie and Clyde (Arthur Penn), Katil Doğanlar (Oliver Stone), Badlands (Terence Mallick), yol filmi olmasa da Claire Dennis imzalı Her Gün Başka Bir Bela”…

Oyunculuklarda Venedik’te en iyi kadın oyuncu ödülü alan Kanadalı Taylor Russel doğal performansıyla adeta büyülüyor. Artık büyük oyuncu olmuş Chalamet yeni bir şey ortaya koymasa da, yolda karşılaştıkları tiplerden serseri yamyamda, makyajla zor tanınan Michael Stuhlbarg korku filmlerine yakışan performansıyla dikkat çekiyor. Alman sanatçı Joseph Beuys tarzı bir yelek giymiş, başında tüylü şapkası ve at kuyruğuyla Mark Rylance abartılı ürperten bir karakter yaratmış.

Evet, son kertede herkese göre bir film olmadığı ayan beyan ortada. Sinemada farklı, orta akımın rahatlığını vaat etmeyen film izlemek isteyenlere ise şiddetle tavsiye edilir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *