Nuri Bilge Ceylan Sineması

Yönetmen Sineması

Nuri Bilge Ceylan (NBC) uluslararası festivallere ilk kez 1995’de ‘Koza’ adlı kısa filmle çıkar. İlk kısa filmi olarak Cannes Film Festivaline kabul edilir.

 

1997’de ise ilk uzun metrajı olan ‘Kasaba’ ile İstanbul Film Festivali’nde Fibresci, Berlin’de Caligari ödüllerini kazandı. Ödüllerle dolu bir kariyerin başlangıcı kendi topraklarını anlatan sade bir filmle başlamıştı. 

 

Yetmişli yılların bir Anadolu kasabasını anlatan filmi Çin’in yaşayan en önemli yönetmeni olan Jia Zhangke şöyle tanımlıyordu: “NBC ‘ın filmini seviyorum. Filmin anlatım dili sözlü dillerin hepsinin üzerine çıkıyor.” 

“Filmin görsel dili yönetmenin kalbine bakıp tüm düşünce tarzını anlamaya yetiyor. Kar yağdıktan sonra insanın iliğine işleyen soğuk, ardından gelen kartopu oynayan çocukları sarmalayan ılık pus, soğuktan kaskatı kesilen ayaklar, çoraplardan damlayan, damlarken sobaya çarpıp tıslayan sular, yükselen nem bulutları filmin dramasını oluşturan öğeler aslında . Bunları hissedebilmek için perdedeki İngilizce alt yazıları okumam gereksiz oldu. Zaten İngilizcem de kırık döküktür. “

 

1999’de gelen ‘Mayıs Sıkıntısı’ toplamda 14 ödül kazandı. Çanakkale’nin Yenice kasabasına elinde kamera kafasında film çekme düşüncesiyle gelen Muzaffer yerel halkın tedirgin bakışlarıyla karşılaşır. Yavaş yavaş halk onun kamerasına alışmaya başlar. Meşe ağaçlarını orman idaresine kaptırmak istemeyen baba üniversite sınavlarından eli boş dönmüş yeğen, cebinde kırık gün yumurtayı taşıyarak istediği saate kavuşmanın hayalini kuran diğer küçük yeğen, hepimizin annesi gibi sevecen fedakar bir anne… Normal, yanı başımızdaki hayat karakterleriyle birlikte onun filmlerinde karşımıza çıkar. Fotoğrafçılıktan gelen kompozisyon alışkanlığıyla nefis doğa resimleri ruhumuzu okşar.

 

Boğaziçi Üniversitesi’nde elektrik mühendisliği eğitimi sırasında fotoğrafçılığa merak sarması, onun film kariyerinin alt basamağı olur. Askerlik sonrası meslek konusunda kararsız kalır, Mimar Sinan Üniversitesi’nde sinema derslerine devam eder. Bu dönemde profesyonel fotoğrafçı olarak çalışmaya başlar.

‘Uzak’ 2002’de geldi. İnsan ruhunun, kendi benliğinden ne kadar uzaklara düşebileceğini görüntüleriyle ve sessizliğiyle anlatan bir film oldu. Köyden İstanbul’a gelmiş ve profesyonel fotoğrafçılıkla uğraşmasına karşın işsiz sayılabilecek Mahmut ve yine aynı köyden iş bulma umuduyla gelmiş Yusuf arasındaki ilişkiye odaklanan öykü kentli olamama sıkıntısını, aidiyetsizliği anlatır. Anlamsız bireysellik örtüsü altında kendini olduğundan büyük gösterme çabasının benlik çatışmasının sonucu olduğunu gösterir Ceylan. Toplamda 31 ödül kazanan film Cannes’da büyük Jüri Ödülü alırken her iki başrol oyuncuları olan Mehmet Emin Toprak ve Muzaffer Özdemir En İyi Erkek Oyuncu ödülünü paylaşır.

 

‘İklimler’ ise 2007’de geldi. Kadın erkek ilişkisini ruhların değişen iklimlerine benzetir NBC. Kadın erkek ilişkisinde mutluluk ulaşılması kolay olmayan sürekli aranacak ve yenilenecek bir duygudur. Bireysellik yalnızlığa çağrıdır ve ilişkiyi öldürür. Ceylan, erkek dünyasının sığlığını klişeleşmiş davranışlarını senaryoya mükemmel yansıtır. İsa’yı kendisi oynarken Bahar’ı da yine eşi olan Ebru oynar. Ağrı’da çekilen kar sahneleri, doyumsuz bir doğa görselliği sunar. Cannes’da Fibresci, Antalya ve İstanbul’da en iyi film ödülleri kazanır.

 

‘Üç Maymun’ (2008) Ceylan’ın kadın erkek ilişkisini odak noktası aldığı ikinci film olur. Paranın patron olduğu bir dünyada geçen öyküyü Ercan Kesal kaleme alır. Aile içindeki yabancılaşmayı anlatırken görsel olarak da farklı bir alana geçer. Karakter okumaya odaklı yakın plan çekimleri ilk kez bu kadar yoğun kullanır. Üç maymun “görmedim, duymadım, bilmiyorum” derken toplumsal erozyonu fakir aile fertleri üzerinden kurgular. Cannes bu kez ona En İyi Yönetmen ödülünü layık görür.

 

Birçok sinema platformunda 2010’lu yılların en iyi 50 filmi arasında gösterilen ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ sinematografisinin en nadide parçalarından birisi oldu. Bir cinayet sonrasının 12 saatini anlatan öykü, karakterlerin diyaloglarında, iç dünyaların çözülemeyen kodlarını yansıttı. Küçük kasaba sıkışmışlığını buram buram hissettirir. Savcı, doktor, polis komiseri devletin atadığı bürokratlar açık alanda bir cesedi ararlar. Arama uzadıkça sıkıntılar dile gelmeye başlar. Her birinin yanıtını bulamadığı sorusu vardır. NBC bize bugünden hikayeyi zamanın durduğu bir yerden adeta karanlık bir masal gibi anlatır. Konuşkan, geveze bir filmdir. NBC imzalı konuşkan filmlerin ilki olur BZA. Cannes ona bu kez Büyük Jüri ödülünü verir.

Adım adım Cannes’ın en büyük ödülü olan Altın Palmiye’ye giden yolu arşınlayan NBC ‘Kış Uykusu’ ile de ona uzanır. 2014 Cannes’da en büyük ödülü kazanırken artık bir Tarkovski, bir Antonioni veya Bergman olgunluğunda usta bir yönetmen statüsüne ulaşıyordu. Çehov’dan öykündüğü hikayesinde, aydın sınıfın ben bilirim edasını, karı koca ilişkisini, çevre ve aidiyet sorunları üzerine uzun diyaloglar hayranlık uyandıracak içeriktedir.

 

Kara kuru, taşlık tepelerde yetişen şekilsiz bir ağaçtan adını alan ‘Ahlat Ağacı’ bir kez daha onun karakter yaratma konusundaki yeteneğini gösterdi. Büyük şehirde üniversite bitirmiş Sinan ne yapacağı konusunda kafası karışık bir şekilde doğduğu kasabaya döner. Yazar olmak ve yazdığı öyküleri yayımlatmak dürtüsüyle belediye başkanı, kum ocağı sahibinden, ünlü bir yazardan destek ister. Her birisi güncelin bir parçası olan sözlerle Sinan’ı avutur. İçteki isyan ve oturmamış bilgi, karşısındakini küçümseme davranışlarına, fevriliğe dönüşür. Burada baba karakterinde Murat Cimcir komedi yeteneğini ‘işi vurdum duymazlığa’ dökmüş bir kimlikte karşımıza çıkartır. Mükemmel bir karakter yorumlamasıdır. Bu kez Cannes ayakta alkışlar, fakat ödül vermez.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *