Balina-The Whale-(2024)-MUBİ
Yönetmen: Darren Aranofsky.
Oyuncular: Brendan Fraser, Honk Chau, Sadie Sink, Ty Simpkins.
2023 Oscar ödüllerinde en iyi erkek oyuncu ödülünü kazanan Brendan Fraser’ın obez bir adamın trajedisini canlandırdığı ”Balina-The Whale” yılın en iyi filmlerinden oldu. Her filminde özgün bir şeyler keşfettiğim Darren Aronofsky, yönetmenlik dokunuşlarıyla 116 dakika boyu tek mekanda geçen bir tiyatro eserini sıkmayan, izleyeni içine alan bir filme dönüştürmüş. Bravo doğrusu…
Öykünün ana metaforu ise Herman Melville’in 1851’de yazdığı Moby Dick romanı oluşturuyor. Balinayı andıran şişmanlık ve roman anlatıcısı Ishmael’in yalnızlığı sanki Charlie’nin bedeninde ve ruhunda birleşmiştir. Yaşamının son demlerinde bu konuda yazılmış bir denemeyi okuyarak veda etmek ister
Filmin başarısında 270 kiloluk dev bir cüsseye bürünmüş Brendan Fraser’ın katkısı çok büyük olmuş. Rol için bir hayli kilo almış olsa bile her gün giydirilmesi saatlerce süren, kostüm ustası Adrien Morot’un hazırladığı lateks giysiyle ölümcül bir şişmanlığa ulaşmış. CGI rötuşları da var tabi ki… Oyunculuk performansı 2023’de 20’den fazla ödül kazandı ve en sonunda hak ettiği Oscar’ı aldı.
Duygu durumu bozukluğu yaratan travmaların kontrolsüz bir beslenme alışkanlığına dönüştüğünü biliriz. Charlie geçmişteki hatalarıyla ölümüne yiyerek yüzleşiyor, kendisine kronik bir intihar sürecini yaşatıyor. Evinden çıkamıyor, yürüteçle hareket edebiliyor, oturduğu koltuktan ihtiyacı olmadan da kalkmıyor. Bilgisayar ekranından kendisini gösteren ekranı açmadan üniversite öğrencilerine zoom üzerinden İngilizce Edebiyatta yazım dersi vererek hayatını kazanıyor.
Artık ölümünün yaklaştığını hissediyor, içten içe de belki istiyor… Tıbbi tedaviyi ret ediyor, yaşamsal tek desteği yakın arkadaşı hemşire Liz’den alıyor. Liz (Honk Chau) onun tansiyonunu ölçüyor, akciğerlerini dinliyor tıbbi destek alması gerektiğini ısrarla söyleyip duruyor. Charlie ise sağlık sigortası olmadığını, tedavi için para veremeyeceği yalanını söyleyip durumu geçiştiriyor.
Geçmiş travmalarına gelince daha şişman değilken üniversite öğrencisi Alan ile yaşadığı eşcinsel ilişki sonrası 8 yaşındaki kızını ve eşini terk etmiş. Alan en yakın dostu Liz’in erkek kardeşidir ve yaşadığı ailesel problemler sonrası intihar ederek hayatına son vermiş. Artık ergen yaşlardaki kızı Ellie’yle (Sadie Sink) bir araya gelip ölüm öncesi barışmak son isteğidir. Ellie ise ergenliğin öfkesine eklediği aile sorunlarıyla gelir. Birikmiş nefreti kusar. Babasının şişman bedeninden iğrendiğini söyler. Charlie her şeyi sakince dinler. Birikmiş tüm parasını ona bırakacağını söyler. Sıcak bir ses tonuyla dürüst olmanın erdemlerinden bahseder. Ellie az da olsa gevşer, onu dinlemeye başlar ondan ödevine yardımcı olmasını ister
.
Evinin kilidi açıktır. Malum bedeniyle hareket etmesi kolay değildir. Kapısını çalan Thomas (Ty Simkins) ise İsa’nın geri geleceğine inanan Yeni Hayat isimli bir tarikatın söylemlerini tekrarlayıp durur. Geçmişinde bu işleri incelemiş olan Charlie’nin Thomas ile konuşmaları filmde paralel bir mevzuya kapı açıyor.
Tanrı üzerine spekülatif tartışmaları seven Aranofsky’nin burada Charlie’nin görüşlerini onayladığına eminim.
Eski karısı Mary’nin (Samantha Morton) eve gelmesi ise Charlie’yi mutlu etmez. Alkol bağımlılığı vardır Mary’nin. Ellie hakkındaki kötümser, belki de gerçeği yansıtan düşünceleri Charlie’yi çok etkilemez. Kızını her şartta iyi bir insan olarak görme eğilimindedir.
Dürüstlük filmin temel mesajı olarak finalde karşımıza geliyor. Hayatı boyunca çok istediği halde dürüst olmayı başaramamış bir adamın öğrencilerinden edebiyatın süslü cümleleri ardına sığınmadan dürüstçe yazmalarını istemesi sanki bir vasiyettir.
Tek mekan atmosferde klostrofobik duygu ve teatral hava korunmuş. Eve gelen insanlar tiyatro sahnesinde olduğu gibi önce pencerede gölge olarak beliriyor.
Mekan renkleri, tasarımı çok kasvetli, depresif bir havada tasarlanmamış. İçerde sanki yaşanılmış ve sıcaklığı daha bitmemiş bir şeyler var gibidir. Görüntü yönetmeni Matthew Libatique kadrajı 1.33 formatında sınırlaması karakterinin yalnızlığa odaklanmasının bir göstergesi.
Samuel D.Hunter’ın ilk defa 2012’de New York’ta sahnelenen oyunundan uyarlanan filmi, Brendan Fraser dengeli, sıcak ve içten oyunculuğuyla zirveye taşımış.
Eleştirmenleri bölen bir film oldu Balina. O boyutlarda gerçek bir oyuncuya oynatılmamış olması üzerine gelen eleştirileri gereksiz bir siyasi doğruculuk olarak görüyorum. Bunun yanında aşırı obez insanlarla empati kurarak esas problemin ne olduğunu öğrenmeyi öğütleyen bir yanı da var.
Aranofsky sinemasının en sade, düz filmi olabilir. Onun bedensel değişim geçiren (Siyah Kuğu, Bir Rüya İçin Ağıt) çaresiz karakterleri anlamaya çalıştığı filmleri arasında da en ön sıralarda yerini alır.



