Paralel Anneler-Madres Paraleles (2022)-MUBİ
Yönetmen ve senaryo: Pedro Almadovar.
Oyuncular: Penélope Cruz, Milena Smith, İsrael Elejalde, Rossy de Palma.
İspanyol usta Almadovar’ın filmi, “Paralel Anneler” sinemasının alışılmış kodlarını yerleştirdiği, kendisine sadık izleyici kitlesini hayal kırıklığına uğratmayan bir film. Melodram kalıplarını gözyaşı dökmeden/döktürmeden, gerçek/gerçeğe yakın hikayeleri içine yerleştirmeyi bir kez daha ustaca başarıyor.
Bu kez annelik duygularını ön planda işlerken, arka planda İspanya İç savaşının kapanmayan yaralarını deşiyor ve onlarla hesaplaşıyor. Birbirinden çok farklı iki ayrı film olabilecek temayı birleştirmeyi ustaca başarıyor.
Ayni günlerde hastanede doğum yapan Janis (Penélope Cruz) ve Ana (Milena Smith) farklı yaşların ve yaşamların iki yalnız annesidir. Profesyonel fotoğrafçı, orta yaşlardaki anne Janis’in bekar anneliği kendi seçimidir. Ana’da ise durum farklıdır. O, üzücü bir tecavüzün kurbanıdır ve bekar annelik de çok arzuladığı bir seçim değildir.
Filmin açılış sekansında Janis’in fotoğraflarını çektiği arkeolog Arturo’dan (Israel Elejalde) bir konuda yardımcı olmasını istemesiyle öykünün paralel ayağından haberdar oluyoruz. İspanya iç savaşı sırasında Franco taraftarı Falenjistler tarafından birçok insan katledilmiş, isimsiz bir şekilde toprak altına gömülmüştür. Janis’in köyünde dedesi de isimsiz gömülenler arasındadır.
Köy halkının yıllardır bildiği bu gerçeğin ortaya çıkması için resmi izinle kazılar yapılması gereklidir. Arturo’dan, Janis kazıların başlaması için idari makamlardan alınacak izinler konusunda destek olmasını ister. Böylesine başlayan tanışıklık zamanla ilişkiye döner ve Janis evli olan Arturo’dan hamile kalır. Hamileliğin kendisi için son şans olduğunu düşünür ve çocuğunu doğurur.
Bekar annelerin doğum sonrası tekrar bir araya gelmesiyle öykü Almadovar’ın hikayelerinde vaz geçmediği pembe dizi klişelerine sapar. Akıcı kurgun ve arka fonda yaylıların hakim olduğu gerilim hissettiren müzikle öykü sarkmadan, ilgimizi azaltmadan, hatta mantığımızı bile zorlamadan akıp gidiyor.
Almadovar’ın en büyük hüneri de zaten burada saklıdır. Hikayelerini kırmızı/mor/mavi renklerle süslenmiş dünyasından seyircisine sunarken, algıları görselliğe hapseder bir şekilde mantık devre dışı kalır.
Tarihle hesaplaşması üzerine kurulu paralel kurgu final bölümünde bir kez daha karşımıza gelerek adeta bağımsız bir son yapıyor. Almadovar’dan alıştığımız mizanseninin dışında kaldığı için gözümüze bir tık yabancı geliyor.
Annelik duygularını yansıtırken doğurduğun ve büyüttüğün çocuk kavramlarını mercek altına alıyor. Kadın karakterlerini cesur, kararlı ve güçlü bireyler olarak yansıtmayı seven Almadovar, bunu yine Janis ve Ana üzerinden tekrarlıyor.
Oyunculuklarda Penélope Cruz kariyerinin en iyi performanslarından birisini sergiliyor. Cruz Almadovar filmlerinde bir başka oynuyor. Benliğini, İspanyol kimliğini buluyor. Oscar adaylığı asla sürpriz olmadı. Ana’da ise genç yaşına rağmen Milena Smith çok iyi bir oyunculuk sergiliyor.
Almadovar filmlerinin demirbaş oyuncusu Rossy de Palma ise filme renk katan bir portre. Daha uzun rolü olsa da çok daha iyi olurmuş.
Tiyatro sahnesi usta yönetmenin filmlerinde her zaman özel bir yere sahip. Bu kez Ana’nın annesi Teresa geç gelen bir başrol fırsatını kaçırmayarak, tiyatroyu kızının yanında olmaya tercih ediyor.
Almadovar, politik duruşu duygusal bir annelik kavramıyla harmanlayarak veriyor. İspanyolların geçmişlerinde yaşanmış katliamlara sırtını döndüğü bir temayı gündeme taşımasıyla ülkesinde sağ kanat politikacıların şiddetli eleştirilerine uğradı.
Penélope Cruz olgun oyunculuğuyla bir kez daha En İyi Kadın Oyuncu Oscar adaylığına layık görüldü.
Başka ellerde farklı hikayelerin harmanı tatsız bir seyirliğe dönüşebilecekken Almadovar eli değince başka oluyor.



