Seçkin bir akşam yemeğinden geride kalanlar

  • Home
  • Gerilim
  • Seçkin bir akşam yemeğinden geride kalanlar
Gerilim
The Menu-2022
Yönetmen: Marc Mylod
Oyuncular: Anya Taylor-Joy, Ralph Fiennes, Nicholas Hoult, Hong Chau, Janet McTeer.

 

Seçkin bir akşam yemeği tecrübesini merkezine alan The Menu, varlıklı kesimin dünyasına hiciv dolu bir gözle yaklaşıyor. Yönetmenliğini ‘Succession’ dizisinden tanıdığımız Mark Mylod’un üstlendiği filmin mahareti, sabırla takındığı poker yüzde saklı.

Sanatta performans kavramı, özü ve yapısı gereği bir tereddüt alanı yaratma özelliğine sahip. Güncel sanatın 1960’lardan bu yana temel disiplinlerinden birisi hâline gelen performans sanatını ele alalım. Seyirciyi gerçek ve oyun, sahne ve gündelik olan arasındaki belirsizlik alanında ağırlayan bu “müdahale” sanatında sanatçı, eserindeki anlamı pek çok kez bu belirsizlikten ve tereddütten çıkarır. Biri masadaki makası alıp sanatçıya zarar verse ne olur? Performans sanatçısıyla izleyici arasında performansı durduran bir “güvenli kelime” var mıdır? Bu “oyun”un sınırı nedir?..

Yönetmenliğini Mark Mylod’un üstlendiği ‘The Menu’ (2022) de temel kurgusunu bu performansa bağlı belirsizlik hissinden çıkarıyor. Gastronomik dünyanın ve mutfak üretiminin yapısında da bulunan performansın özünü alıyor ve deneysel canlı bir platforma taşıyor. Yemeğin tadılmadan tadı nasıl algılanabilir ki?

Mark Mylod, daha önce farklı uzun metraj kurmaca filmler yönetmiş olsa da daha çok son dönemde yönetmenliğini üstlendiği başarılı televizyon dizileriyle tanınıyor. Entourage (2004-2011), Shameless (2011-2021) ve Game of Thrones (2011-2019) gibi dizilerde pek çok bölüm yöneten Mylod’un esas başarısı ise 12 bölümünü yönettiği Succession (2018-2024) elbette. Succession’la varlıklı kesimin dünyasına satirik bir mesafeden bakmaya alışkın Mylod, yeni filmi The Menu’de zenginlerin yaşamına alışkanlıklarını, alım güçlerini ve korkularını açığa çıkartan gastronomik bir kanaldan yaklaşıyor. Mylod’un bu filmde Succession’ın yapımcı kadrosunda bulunan Adam McKay ve Will Ferrell’ın yanı sıra, yazar kadrosundan Will Tracy’yle de iş birliği yaptığını eklemek gerek.

 

The Menu, gözden ırak bir adada düzenlenen ve yalnızca ayrıcalıklı bir kesimin erişebildiği özel bir akşam yemeğine odaklanıyor. 12 kişinin astronomik ücretler ödeyerek katıldığı yemektir. Dünyaca ünlü bir şefin tasarladığı menüyü tatmaya hevesle katılırlar. Hepsi bir şekilde para ve ün sahibidir. Önce filmin merkezinde yer alacakmış gibi görünen çiftin konuşmalarına ve kendilerini yemeğe götürecek tekneye binişlerini izliyoruz. En sıradan gözüken çift bunlardır. Bu sırada onlarla beraber yemeğe giden diğer konukları tanıyoruz.

Mylod filmin anlatısını bu performans beklentisinin yarattığı gerilim üzerine kuruyor. Adaya doğru çıkılan tekne yolculuğundan adada yapılan küçük geziye, restorana girişten şefin teşrifine; akşam yemeği deneyiminden çok gösteri sanatlarına yakın bir deneyim kuruyor. Bu “moleküler gastronomi” deneyimi, özellikle yemeğin servis edilmeye başlamasıyla iyice tedirgin edici bir hale bürünüyor.

Başlarda Anya Taylor-Joy’un, canlandırdığı Margot karakterine has olarak oluşturulan tehlike hissi, yemek servis edildikçe tüm filmi ve karakterleri ele geçirmeye, dolayısıyla oyun ve gerçek arasındaki ayrımı belirsizleştirmeye başlıyor. Bir performans sanatçısının günlük olanı bozuma uğratan eserinin seyircide yarattığı belli belirsiz korku dolu bir duyguyla izliyorsunuz filmi. The Menu seyircisinde dikkat ve merak duygusunu daima diri tutabilmesinin özünde bu yatıyor. Filmin en becerikli olduğu kısım da bu dikkati ayakta tutan dinamik yapısı.

The Menubir toplumsal eleştiri filmi özünde. Satirik damarı filmin esas çıkış ve sonuç noktası. Toplumun ayrıcalıklı ve varlıklı kesiminin alışkanlıklarını çıplaklaştırıp korku dolu bir tecrübe olarak somutlaştırıyor ve bunun etrafında bir eleştirel bakış kuruyor. 

Özetle, The Menu hem meselesini aynalayan özenli rejisi hem Ralph Fiennes başta olmak üzere oyunculuk performansları, hem de tür konvansiyonlarını satirizmle harmanlayan çok yönlü yapısıyla ilgiye değer bir film.

Bir noktadan sonra savrulduğu gerilim ve korku tonu toplumsal eleştiri yaklaşımını bir miktar sekteye uğratsa da başından sonuna ilgi çekici kalmaya ve merak unsurunu diri tutmaya devam ediyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *