Yaşam hayali bir yolculuk mudur ?

Komedi
MUHTEŞEM GÜZELLİK-LA GRANDE BELLEZZA
YÖNETMEN: Paolo Sorrentino
OYUNCULAR: Toni Servino, Sabrina Ferilli, Galetea Ranzi, Carlo Verdone, Carlo Buccirosso.

“Muhteşem Güzellik” 2014 yılında Uluslararası En İyi Film dalında, Oscar ve Altın Küre’yi kazanırken, t üm önemli festivallerde de ödülleri silip süpürdü. Çok katmanlı roman gibi, izlendikçe yeni şeylerin keşfedildiği, modern bireyin kendisiyle özdeşimler yapabildiği film oldu.

Baş karakter Jep Gamberdella ile tanışıyoruz. 40 yıl önce yazdığı “The Human Apparat” adlı romanın, İtalyan edebiyatının başyapıtlarından olması, yazar Jep Gamberdella’nın hem şansı hem de laneti gibidir. O yıllardan sonra artık üretemeyen, elinde viski bardağı salonlarda, teraslarda salınan, sinik konuşmalarla kendisini iyi hissetmeye çalışan, çevresine tepeden bakışını asla esirgemeyen, egosantrik bireye dönüşmüştür. “Hayat bir bireyin anlayamayacağı kadar karmaşık, o zaman aldığımız hazdan vazgeçmeyelim” düsturu, O’nun vazgeçemediği, dışa yansıyan yaşam şeklidir. Sırtından çıkarmadığı alay zırhı, yazamadığı yeni romanına karşı kutsal bir koruyucudur adeta. Nihilizmi varoluşsal bir problem olmaktan çıkarıp, hazsal bir mekanizmaya dönüştürmesi, yaşamla olan oyununun omurgasıdır. Kendisinden cafcaflı “ben, ben” diye bahseden kadın yazara, “kendini pohpohlaman yetersizliğini örtmeye çalışmaktan başka bir şey değil, hepimiz durumumuzun farkındayız, bu yüzden fani şeylerden bahsedip ne kadar zavallı olduğumuzu unutuyoruz” sözleri entelektüel tartışmalarda sapladığı oklardandır. Bunu şüphesiz, modern çağdaki sayısız entelektüel muhabbetlerin ortak bir paydası olarak da algılayabiliriz.

26 yaşında Roma’ya gelirken, kalburüstü insan olmaktan daha fazlasını istemiştir. İlk romanının getirdiği hızlı şöhretle de isteği gerçekleştirmiştir . Yıllar onu sürekli toplumun içinde görünen, gerçekte orada olmayan bir adama; içtenlik, sahtelik, gerçek, kurmaca, ulvi ve dünyevi mefhumlar arasında varolan, sınırları şarlatanca bulandıran bir bireye dönüştürür. İçinde, yeniden yazmaya başlamak, yeni bir roman üretmek isteği çok güçlüdür. Sorun ne yazacağını hala bilmiyor olmasındadır. Yaşamın hedonizmi, onun yazar saflığını elinden almıştır. Basit gazete yazılarıyla gününü geçirir. Duygusuzu oynar, hayal kırıklığına uğramak gerçeğiyle yüzleşme kaygısı, onu hayatın boşluğuna sürükleyip götürmektedir. Arada bir gözyaşı döker. Kimisi sosyal rolleri gereğidir.. Kimisi içinde çırpınan ruha bir işarettir.

Filmde Roma’nın varlığı bir karakter gibi kendisini hissettirir. Adeta aradığı muhteşem güzelliğin simgesidir. Başta fotoğraf çeken Japon turistin kentin güzelliği karşısında bayılması, Jep’in “Roma’da bir şey olmuyor” sözlerine bir tezat gibidir. Gelenek ve yeni arasında sıkışmış bir kentin insanlarının da kafa karışıklığı, Jep’in kendi yansıması gibidir. Partilerde tren dansı yapanlar, perfeksiyonist sanat adına duvara toslayanlar, botoks tedavisi için mürit heyecanıyla oturan kırışık insanlar, şifacı rahibenin önünde diz çökenler, yemek tarifinden başka bir şey konuşmayan şeytan çıkarıcı rahip, çığlık çığlığa tuvala boyaları fırlatan küçük kız, zürafayı kaybeden sihirbaz, cenaze töreninde şov yapanlar hep bu kentin güzelliği ve modernist çabaları arasındaki sıkışmalardır. Roma’nın yaşayacağı fazla bir evrim yoktur, hepsi suni zorlamalardır.
Fellini “Amarcord”u çektiği yıllarda İtalya’nın toplum yapısını ve faşist geçmişini birleştirerek “acımasızca eleştirdiğimiz ve bütün bağlarımızı koparmaya çalıştığımız bu hayat, yaşamış olduğumuz yegane hayattır. Başka türlü bir hayat kurmak için de, vaktimiz yok” demişti.

Yönetmen Paolo Sorrentino’da kendi Amarcord’unda, bu sözlerin izinden gidiyor. Geçmişin acılarını silmek, bugünü yaşanır kılmak adına ironiyi seçiyor. Bunu müthiş yazılmış diyaloglar ve özenle seçilmiş görüntülerle sunuyor. Çıkış noktası olarak Gustave Flaubert’in “hiçbir şey hakkında bir roman yazmak istedim” sözünü kendisine esin kaynağı olduğunu söylüyor Sorrentino. Realizm akımının kurucularından olan Flaubert, romanlarında, burjuva yaşamın yapay pırıltılarını sıklıkla alt metin olarak kullanmıştır. Açılışta Fransız yazar Louis Ferdinand Céline’in ‘Gecenin Sonuna Yolculuk’ romanından yapılan alıntı da, yaşamı ölüme doğru düşsel bir yolculuk olarak tanımlar. 1932’de yayımlanan romanın kahramanı Bardamu’da, amaçsızca yolculuklar yapan karamsar bir karakterdir. Nereye giderse gitsin, orası varmak istediği yer değildir.
Final Jep için, içi boş güzelliklerden vazgeçip, kapanıp yeniden yaratma, yazma zamanıdır. Son kertede zürafayı kaybeden sihirbazın söylediği gibi “her şey bir aldatmaca” değil midir? Muhteşem güzellik hala yaratılmayı beklemektedir.

Comments (0)

  • 12 Eylül 2023

    Tnews

    Whether it\'s breaking news, expert opinions, or inspiring athlete profiles, your blog delivers a winning combination of excitement and information that keeps.

  • 12 Eylül 2023

    Tnews

    The way you seamlessly blend statistical insights with compelling storytelling creates an immersive and captivating reading experience. Whether it\'s the latest match updates, behind-the-scenes glimpses.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *