İSYANKAR HOLLYWOOD

Dünya Sineması

Başkaldırı, insanın baskılar karşısında devreye soktuğu bir eylem durumudur. Denir ki,  itaat ve başkaldırı, insan ruhunun aynı karanlık mağarasında yaşar. İtaat kördür ve karanlıkta yaşamaya alışmıştır, Başkaldırı ise aydınlığı sever, sık sık dışarıya dolaşmaya çıkar. Başkaldıran filmlerin, başlı başına kategori türü olacak geniş bir yelpazeye sahip olmamalarına karşın, tematik olarak işledikleri isyan ve haksızlığa karşı mücadele anlatımlarıyla, oldukça etkileyici örneklere sahiptirler. Farklı türlerde başkaldırı içerik olarak hep yer almıştır.Bu kahramanların karşı geldikleri sistemde bir şeyler yanlıştır, yaptıkları eylemler yasa dışı olmakla birlikte seyircinin kalbini kazanır. İşledikleri suçlar, izleyicinin yaşamında düşündüğü, yapmayı arzuladığı fakat cesaret edemediği eylemler olur genelde. Kurmak istedikleri yeni dünyaya, hayallerinde özgürlük ve adalet hakimdir, yol aldıkları kaçınılmaz son genelde özgür bir dünyada ulaşmak istedikleri mutluluk olamaz. Hayallerine kurban bedenler olurlarken, ölümleri seyircinin gözünde bir nevi kahramanlık olarak tescillenir. 68 KUŞAĞI 60’lı yılların sonundan 70’li yılların ortasına kadar çevrilen, “Bonnie and Clyde”, “Easy Rider”, “Aşk Mevsimi-The Graduate”, “Vanishing Point”, ”Kanlı Topraklar-Bad Lands”, “Taksi Şoförü-Taxi Driver” gibi filmler ile başlayan “asi Hollywood” sineması çoğunlukla Vietnam savaşı, siyahların ırkçılık karşıtı başkaldırısından, radikal feminizm hareketlerinden beslenir. Kahramanlar ve eylemler vardır fakat hiç birisinin gücü sistemi, kökünden değiştirmeye yetmez. Örneğin “Bonnie and Clyde” yaptıkları banka soygunları ve işledikleri cinayetler ile kendilerini yoksul halk adına savaşan ideal kahramanlar olarak görürler. Onların egosunu okşayan unsurlar, tüm ülkede tanınıyor olmaları yanında, kendilerini, ezilenlerin haklarını geri alan, bir Robin Hood olarak görmelerinde saklıdır. Her fırsatta yaptıkları soygunların fotoğraflarını çekip gazetelere gönderirler. Ezilenlerin gözünde birer ikona dönüşmeleri onların narsistik duygularını okşar. Sorun, onların gerçekte toplum dışı karakterler olmalarıdır ve finalde öldürülmeleri, duyguları tetiklemekten çok, kapitalist toplumun eninde sonunda kazanacağı mesajını vermesidir.Seyirci o anı yaşayarak üzülür, duygulanır fakat bu onun gerçek ideolojiyi yakalamasını engeller. Kapitalist ve muhafazakar toplum sonunda romantik kahramanları öldürür ve varlığını sürdürür. “Taksi Şoförü” Travis Bike ahlaksızlığa karşı tek başına savaş açan ve birçok insanın ölümünden sorumlu olmasına karşın medya tarafından kahramanlaştırılır ve kendi sistemleri içinde eritilir, sessizce yok edilir. Faşizan duyguların yoğunluğunda aklanır ve paklanır.  

Bonnie ve Clyde (1967)-Arthur Penn

Otuzlu yıllarda geçen bir gangster filmi olmasına karşın alt metninde altmışların ruhu yatar. Filmin çevrildiği senenin 1967 olduğu düşünüldüğünde dönemin tüm dünyada gittikçe artan öğrenci hareketleri, Amerika’da Vietnam savaşı karşıtlarının zorladığı sosyal değişim ve buna destek veren karşı kültür grubunun her koldan yaptığı baskıları, filmin özgürlüklerini pervasızca kullanan iki karakteriyle eksiksiz örtüştürür. Bonnie ve Clyde’ı esas olarak mitleştiren, onların bu amaçsız kaçışları sırasında yollarda hissettikleri özgürlük ve kişisel tatmin duygusu olur. Bile bile girdikleri ölümcül tuzak, onların yaşadıkları geçici zafer duygusuyla yetinmelerinin kanıtı gibidir. Altmışlı yılların baş kaldıran gençliği de değiştiremeyeceğini bildiği sisteme karşı aynı narsistik duygular içinde karşı durmuştur. Bonnie ve Clyde gibi sonunda telef olacağını aklının bir köşesinde tutarak, anlık kahramanlığın hesapsız coşkusunu sonuna kadar yaşamıştır. Başkaldıran karakterlerin mitik kahramanlığı, onların tek başınalıkları, tutunamamaları yanında herkesten farklı oluşlarında saklıdır. 

Parmaklıklar Arkasında/Cool Hand Luke(1967)-Stuart Rosenberg

Paul Newman hapishane içindeki hiyerarşiye, otoriteye tek başına meydan okuyan asi bir karakterdir. Kaybedecek hiçbir şey olmayan Luke, nihilistçe bir meydan okuma ile her şeye karşı durur. Hapisten kaçar, her seferinde yakalanır geriye getirilir, mahkumları ezen Dragline adlı, kendisinden misli iri cüssedeki mahkum ile dövüşür. Her yere düşüşünde yerden doğrulur ve karşı durmayı sürdürür. Stuart Rosenberg’in 1967 yapımı filmi, o dönemin sistem karşıtlarının ve karşı kültürünün ruhunu Luke’un isyanında yansıtır.

  

Easy Rider (1968)-Dennis Hopper

İsyankar Hollywood filmleri içinde en özel yere sahip olanı tartışmasız “Easy Rider” oldu. “Amerika’yı aramaya giden fakat hiçbir yerde bulamayan” iki adamın hikayesi olarak tanımlanan film 400 bin dolar yapım bütçesine karşın, dünya çapında 60 milyon dolar kazanç sağlar. Esasında Bağımsız Amerikan Sineması’nın kurucusu olarak da görülebilir.   İki adamın amaçsız bir şekilde doğudan yola çıkarak, Amerika’nın içlerinde özgürlük arayışına doğru sürdükleri motosikletleri, tutuculuğun ve hoşgörüsüzlük duvarına çarpar. Büyük kentlerde başlayan özgürlük dalgası henüz taşraya ulaşmamıştır. Billy (Dennis Hopper) ve Wyatt (Peter Fonda) her mola yerinde psikolojik ve fiziksel olarak farklı bir şiddet ile karşılaşırlar. Hippilik sadece bir mola yerinde özgürlüğün bir haykırışı olarak karşımıza çıkar. Filmde kullanılan müzik dönemin ruhunu yansıtan ünlü rock parçalarıdır Born To Be Wild, The Pusher, Wasn’t Born To Follow The Byrds, If 6 Was 9 … Dönemin Steppenwolf, Jimi Hendrix, Fraternity Of Man, Smith gibi devrimci sanatçıları parçaları seslendirir. Filme özel bestelenmemiş şarkıların kullanıldığı ilk film olur. 

Sonsuz Ölüm (1969)-Butch Cassidy and Sundance Kid-Yönetmen: Roy Hill

Amerikan toplumunun medarı iftiharı adaleti koruyan kovboylar, sarsılan statükonun çekiciliğine kapılarak, antikahramanlar olarak da karşımıza çıkar. Butch Cassidy ve Sundance Kid, 20. yüzyılın başlarında soyguncu olarak haklı bir şöhrete sahiptirler. Peşlerine takılan ödül avcılarına izlerini kaybettiremezler ve Bolivya’ya kaçarlar. Lisanını bilmedikleri bir ülkede başta ellerinde lügat soygunlarına devam ederler. Her ikisi de, kahramanlığın ötesinde yaşamı özgürce yaşamak dürtüsünden başka bir şey istemezler. Aşk ilişkileri bile üçlü bir kurgu içindedir. Robert Redford Ve Paul Newman ikilisi, canlandırdıkları farklı karakterlerle  efsaneleşirler.

Aşk Mevsimi (1967)-Mike Nichols-

‘Aile, aile kutsal aile’ geleneğine karşı duran hoş bir romantik komedi formatındadır “Aşk Mevsimi”. Orijinal adıyla “The Graduate” yani ‘mezun’. Üst orta sınıf mensubu ailenin biricik oğlu üniversiteyi bitirip evine geri dönmüştür. Nedir o tantana, o şaşalı karşılamalar. Partiler, hediyeler, yüzme havuzunda aylakça güneşlenmeler …Derken, en yakın aile dostlarının önce kızı sonra annesi devreye girer. Ne oluyor aile mutluluğuna ? ne oluyor güzelim tutuculuğun puslu örtüsüne ? Çaylak Dustin Hoffman (Benjamin Bradock) ve tecrübeli Anne Bancroft (Mrs. Robinson) arasındaki unutulmaz sahneler ve diyaloglar, altmışların seksüel ve politik çalkalanmasının en güzel yansımaları arasında yerini almıştır. Yönetmen Mike Nichols, Oscar kazanırken, filmin müzikleri ise Oscar’ı sollayan bir başarı kazanır. Simon and Garfunkel grubunun unutulmaz Mrs.Robinson parçasına konu olan Bayan Robinson, bu filmin baştan çıkaranından başkası değildir. Diğer parçalarda başta, tarihin yazılmış en güzel şarkı sözlerinden olan, “Sound Of Silence” olmak üzere hepsi enfestir

Midnight Cowboy (1969)-John Schlesinger

Geleceğe güvenen hayallere sığınan onları gerçekleştirmek için yollara düştüklerinde toplum içinde yer bulamayıp duvara toslayan sınırların dışına itilen karakterlerin filmidir. İstemeyen değil istenmeyen, ret edilen iki kaybedenin öyküsünde Dustin Hofman ve Jon Voight başrolleri paylaşır. New York sokaklarında, topallayan ayağıyla ufak tefek kapkaçlar yapan İtalyan asıllı Ratso ve Teksas’daki kasabasından damızlık olma sevdasıyla kopup gelen Joe Buck arasındaki dayanışma önce çatışma ile başlar. Joe Wayne’lerin kostümleriyle kurulmuş olan kovboy rüyası Joe Buck’ın kokuşmuş kovboy kıyafetlerinde kabusa dönüşür. Yönetmen John Schlesinger farklı video estetiğe yakın duran sinema anlatımıyla dönem için bağımsız sayılacak bir yapıta imza atar. 

 Beş Kolay Parça/Five Easy Pieces (1970)-Bob Rafelson

Olay örgüsünden çok karaktere odaklanan, mutlu son içermeyen, gündelik dilde argoya yer veren diyaloglarıyla en önemlisi, Jack Nicholson’u starlığa taşıyan asi Robert Eroica Dupea karakteriyle Hollywood’u yeni yapan birçok öğeyi barındıran özel bir filmdir.Varlıklı üst sınıf müzisyen bir aileden gelen Robert her şeyi ret ederek petrol kuyularında işçi olarak çalışan birahanelerin müdavimi, garson sevgilisiyle özgürce yaşayan her türlü aidiyeti kabullenmeyen bir karakterdir Robert. Sonraki filmlerinde de Jack Nicholson’un üzerine yapışan bir karakter olur Robert. 

Harold ve Maude (1971)-Hal Ashby

79’luk Maude ve 19’luk Harold arasındaki ilişkiyi anlatan film içerdiği kara mizah ve farklı dünya görüşleriyle tarihe geçti. Maude hayatı başkalarının kurallarına göre yaşamamaya kararlı, herkesin kendisini rezil etmeye hakkı olduğunu söyleyerek insanların yargılarıyla dalgasını geçiyor. Harold ise yalancı intihar girişimleriyle doldurduğu kısacık hayatında, içindeki nihilizmi Maude’un aktivist ruhuyla iyileştiriyor. Sevmeyi hayata bağlanmayı öğreniyor. 

Kanlı Toprak/Badlands (1973)- Terrence Malick

Olaylar basittir. Erkekle kız karşılaşır, sevgili olurlar. Kızın babası ilişkilerine karşı çıkar, erkek kızı kaçırmaya çalışırken baba fark eder ve polis çağırmaya yönelir, erkek tarafından öldürülür. Kız erkekle gitmeye karar verir. Kanundan kaçtıkları yolculukta erkek çok kişiyi öldürür ve yakalanarak idam edilir. Erkek sıradan bir çöpçüyken hatırı sayılır bir üne kavuşur. Mallick bu çifti çevreleyen dünyaya şöyle bir bakar ve şöyle der “insan öldürerek bile Amerika Rüyası gerçekleşebilir”.

Comments (0)

  • 31 Ağustos 2023

    Tnews

    Whether it\'s breaking news, expert opinions, or inspiring athlete profiles, your blog delivers a winning combination of excitement and information that keeps.

Your email address will not be published. Required fields are marked *