Kerr-(2022)-MUBİ
Yönetmen ve senaryo: Tayfun Pirselimoğlu.
Oyuncular: Erdem Şenocak, Jale Arıkan, Rıza Akın, Gafur Uzuner, Ali Seçkiner Alıcı.
2023 yabancı dildeki filmlerde Oscar aday adayı gösterilen “Kerr” bizlere karanlık bir dünya sunuyor. Adı belli olmayan bir kasabada, babasının cenazesine katılan Can (Erdem Şenocak) dönüş treni için gittiği istasyonda bir cinayete tanık olur. Katil cinayeti işler, soğukkanlılıkla bıçağını temizler, kendisini izleyen Can’a sakince uzun bakar ve çıkar gider. Durumu bildirmek için gittiği polis merkezinde anlattıkları şüpheyle dinlenir. Olay aydınlanıncaya kadar kasabayı terk etmemesi söylenir. Kasabada kuduz köpeğin veya köpeklerin olduğu söylentileri vardır ve eli tüfekli birtakım adamlar dolaşıp durmaktadır. Bu nedenle önce karantina arkasından, sıkı yönetim ilan edilir. Can yabancı bir kimlik olarak dolaşmaya başlar. İnsanların dik dik suratına bakıp, kendini sorgulamasından rahatsız olmaya başlar.
Yönetmen ve senarist Tayfun Pirselimoğlu kendi romanından yaptığı uyarlamada tuhaf, karanlık, distopik diyebileceğimiz zamanın adeta durduğu bir dünya yaratmış. Tekinsiz, huzursuz, tuhaf bu çevrenin renkleri de kurşuni gri ve soluk beyazdır. Yaşamın tekrarlanan döngüsünü farklı anlarla tekrarlayan anlatımında, mizahi ve absürd diyaloglar karşımıza geliyor. Yıkık ve terk edilmiş binalar, arka planda sürekli duyulan radyo haberleri, alttan gelen bir caz müziği ve başkarakterin dünyayı anlamayan, anlaşılmamış bakışları, çevredeki insanların adeta suçlayıcı soruları ve donuk yaklaşımları hepsi karanlık bir alegoriye eşlik ediyor. Hele insanların sorgulayan suçlayıcı bakışları yok mu? Korku filmi karakterleri gibiler… Kasaba sınırları içine sıkışmış ve kaçış yollarının tıkandığı bir dünya. İnsanların içindeki farklı karakterler sanki birbirine karışıyor, netlik yok. Lineer bir olay akışı dahi yok. Her şeyin birbirinin tekrarı gibi. Yerlerdeki çukurlar sanki başka bir aleme kaçış kapıları.
Pirselimoğlu, sıklıkla “memleketin gidişatını nasıl buluyorsun?” sorusunu sorduruyor. Yanıtsızlık korku ikliminin bireyler üzerindeki yansıması gibi… İp cambazının korktuğu için düşmesi metaforu insan bir kere korktuktan sonra hep korkar gerçeğini vurguluyor. Herkes içindeki korkuyu diğerine geçirmek mücadelesinde. Bakışlarla sorgulamalarla, anlamı kendi içinde imalarla … Her türlü müphemliğin altında gerçek ve hayal birbirine karışmış, anlaşılmaz bir hal almış durumda. Hepsinin altında yatan ise arkaik korku. İnsan DNA’nın temel taşı korkudur diyor Pirselimoğlu. Finalde gelen “sen kimsin?” sorusuna “asıl sen kimsin” yanıtı tüm alegoriyi açıklayacak nitelikte.
Yarattığı tekinsiz, tuhaf atmosferle öykünün ruhunu bağdaştıran bir film. Oyunculuklar ve mekan seçimleri kusursuz. Kameranın bu denli incelikli seçimler karşısında hareket etmesine gerek kalmıyor. Görüntü yönetmeni Andreas Sinanos her bir kadrajı bir fotoğraf karesi gibi planlamış. Filmi izlerken David Lynch’in renkleri, Kieslowski’nin karakterleri, Kafka’nın Dava’sı ve Roy Anderson mizahı geçti aklımdan. Bu yılın en ilginç filmlerinden birisi.















