Email :387
Gerçek bir “Pretty Woman” hikayesi Oscar’ı kucakladı
Yönetmen: Sean Baker.
Oyuncular: Mikey Madison, Yuriy Barisov, Mark Eidelstein, Daria Ekamosova, Karren Karagulian.
Cannes’da Altın Palmiye ödülü kazanmış “Anora” Oscar yarışının da galibi oldu. Sean Baker gibi deli dolu bir yönetmenin Cannes gibi klasikleşmiş bir festivalde en büyük ödülü kazanması sürprizdi. Herkes şaşırmıştı. Toplumun ötekileştirdiği seks işçileri, trans bireyler, kaybedenler üzerine sansürsüz hikayeler anlatmayı seven Baker bir kez daha takipçilerini şaşırtmayan bir öykü anlatıyordu. Seks, komedi, dram hepsi el ele… En trajik anda bile ajitasyon yok, her şey gerçek yapısı içinde.
Film kendisini Ani olarak tanıtan Anora adlı, Brooklyn çevresindeki kulüplerde strep-tease, kucak dansı başta olmak üzere, sonuçta bedeniyle hayatını kazanan genç bir kadınla tanıştırıyor bizleri. Girişken, ekmeğini taştan çıkaracak cinsten bir hatun kişi. Özbek asıllı, idare edecek kadar da Rusça konuşur. Rusça konuşan bir kucak dansçısından gecenin bir vakti hizmet isteyen İvan’la tanışması olaylar silsilesini başlatır. 22 yaşındaki deli, dolu hala çocuk Ivan ilk geceden Ani’ye takılır kalır. Oligark Zaharov’un oğludur, New York’ta yaşadığı süper lüks villada Ani’yle sıklıkla buluşmaya başlar. Kafalar yüksektir. Bol seks, su gibi içilen alkol ve tabi ki uyuşturucu… Çıktıkları bir haftalık Vegas seyahatindeyse olanlar olur gecenin bir vakti evleniverirler.
OLİGARK ÖFKESİ
Çılgınca yaşanan bir gençlik aşkından aile çatışmasına geçeriz. Evliliği duyan baba Zacharov ve anne Galina küplere biner. İvan’ı Amerika’da korumayan elemanlar acil duruma geçerler. Koca Oligark oğlu nasıl olur da bir “fahişeyle” evlenmiştir? Olaylar çığ gibi büyür. Koruma lideri Ermeni asıllı Toros (Karren Karagulian) ve iki adamı Garnick ile Igor alele acele eve gelir. Anne Galina’nın ertesi gün Amerika’ya geleceğini telefonda bağıra çağıra ilan etmesi üzerine Ivan arkasına bakmadan evden kaçar. Evde korumalarla Anora arasında Tarantino’yu kıskandıracak komiklikte ve şiddette bir kovalamaca yaşanır. Cannes’daki ilk gösterimde salon kahkahadan kırılır.
Anne ve babanın Amerika’ya geleceği saate kadar İvan’ın bulunması şarttır. Esas problem evlilik hukuken nasıl iptal edilmelidir?
Ani ve Ermeni korumalar şehirde İvan’ın izini sürmeye başlar. Gidebileceği her kulübe, her batakhaneye bakılır. Sonunda zil zurna sarhoş bir haldeki İvan, Ani’nin çalıştığı kulüpte bulunur. Ani evliliğinden vazgeçmek niyetinde değildir. Zengin hayat hoşuna gitmiştir bir kere. Hafiften İvan’dan da hoşlanıyor gibidir. Ne var ki, İvan bu konuda umutsuz bir vakadır. 22 yaşında, kafası sürekli dumanlı, şımarık bir zengin çocuğundan koca olmayacağını anlaması uzun sürmez. Hikaye adım adım dramatik bir finale doğru yol alır.
Görüntü yönetmeni Drew Daniels’ın kamerası yerinde durmuyor, çok hareketli. Dur durak bilmeden yönetmen Baker’ın sevdiği hareketli anlatımı yakalamaya çalışıyor. Açılışta bizleri kesintisiz “travelling” çekimiyle Ani’nin çalıştığı gece kulübünün içinde uzun süre dolaştırıyor, tempoya alıştırıyor, doğal atmosferi tanımamıza yardımcı oluyor.
BAKER BİLDİĞİNDEN VAZGEÇMİYOR
Baker önceki filmleri “Tangerine”, “Florida Project”, “Red Rocket”’da dinamik sinema dili ve sansürsüz anlatımıyla bizleri şaşırtmıştı. Hepsinde seks işçileri, trans bireyler veya erkek porno yıldızı gibi marjinal sayılacak karakterler vardı. Oyuncu seçimlerinde yıldız isimler yerine karakterlerine uyumlu, maksimum performansı alabileceği oyuncularla çalışan bir yönetmen. Örneğin Mikey Madison, Anora karakterinin adeta içine girmiş. Olağanüstü bir performans sunuyor. Rolü için Rusça dersleri alıp direk dansı öğrenmiş. Yerine göre enerjik, duygusal inişleri çıkışları kusursuz. Bu yılın direk Oscar adaylarından… Zengin çocuğu İvan’da yine Rus asıllı Mark Eidelstein da zengin şımarıklığını, çocuksuluğu gayet güzel veriyor.
Karakterlerin inandırıcılığı filmin en büyük artısı. Ermeni asıllı oyuncular filmin otantik yapısına büyük katkı yapmışlar. Öykü ilerledikçe öne çıkan Igor karakterinde Yuriy Barisov, çok beğendiğim “6 no’lu Kompartman” filmindeki kaba saba karakterine yakın bir tiplemede son derece başarılı. Keza Karren Karagulian koruma şefi Toros’ta parlıyor. Ortodoks kilisesindeki vaftiz sahneleri çok komik.
Çılgınlık, komedi, dram hepsi birbirine bağlı tren vagonları gibi yol alıyor. Tersine yaşanan bir “Pretty Woman” öyküsü diyebilirim. O ne kadar masalsıysa, bu da o kadar gerçek.
Can alıcı soru “bu film Cannes’da Altın Palmiye alacak kadar iyi mi?” olabilir. Cannes’da artık kabuk değiştiriyor, konuşan kafaların uzun planlarla hayatı yorumladığı filmlerden çok, farklı temalardaki bağımsız ruh taşıyan filmler gündemde. 2021’de “Titane”’ın kazandığı Altın Palmiye’den bu yana genç bir hava esmeye başladı. Hele bu yıl Cannes’da 3 ödül kazanarak tarih yazan Oscarlarda 13 adaylık alan “Emilia Perez”’i izledikten sonra ödüllerin artık çok özel işlere imza atmadıkça belli yönetmenlerin tekelinde olmayacağını söyleyebilirim.
Son söz “Anora” için, mutlaka izleyin. Çarpıcı, eğlenceli ve çok sahici bir hikaye.















