Canavar-Kaibutsu-2023-MUBİ
Yönetmen: Hirokazu Koreeda.
Oyuncular: Soya Kurokawa (Minato), Sakura Ando (Saori), Hinata Hiiragi (Yori), Eita Nagayama (Hori).
‘Canavar’ (Kaibutsu), Japon yönetmen Hirokazu Koreeda’nın 2018’de Altın Palmiye kazandığı ‘Arakçılar’dan sonra kendi ülkesinde, kendi dilinde çektiği ilk film. ‘Saklı Gerçekler’i (La Vérité – 2019) Fransa’da, ‘Bebek Servisi’ni (Broker – 2022) Güney Kore’de çekmişti. ‘Canavar’ın dikkat çeken bir başka özelliği, Koreeda’nın 1995 yapımı ‘Maborosi’den bu yana ilk kez kendi yazmadığı bir senaryoyla çalışması… Önceki Koreeda filmlerine bağlanan ve yönetmenin sinematografisi içinde yine de severek işlediği temalardan uzağa düşmeyen bir film.
Aile içindeki aidiyetler, ebeveyn yapısının kırılganlığı, aile kurumunun ardında saklanan gerçekler en çok ilgilendiği konulardır. Bu kez Yuji Sakamoto’nun senaryosunda da aile önemli yer tutuyor. Olanlar üzerine derinleştikçe çocukların davranışları ve psikolojileri üzerinde ebeveynlerin etkisine takılıp kalıyoruz…
İlk bölümde yalnız anne Saori’nin (Sakuro Ando) hikayesini izliyoruz. Oğlu Minato (Soya Kurokawa)’nın değişen davranışlarını izlemeye başlar. Çocuğuna sınıfta şiddet uygulandığından şüphe eder ve işin peşine düşer. Anne izlemleriyle sınıf öğretmeni Hori’yi tek suçlu olarak görmeye başlar. Minato tam bir açıklama yapmasa da öğretmeni Hori’yi korumaz. Okula baskın yapar gibi gidişleri idareyi ürkütür. Samimiyetten uzak resmi tavırlarıyla anneyi çıldırtan, torununun ölümünden dolayı yaşadığı acıyı avantaj haline getirmeye çalışan okul müdürü Makiko Fushimi, görevini kaybetme korkusuyla sorunu daha da çözümsüz haline getiren bir eğitimci. Öğretmenlerin kızgın veliden sürekli özür diler durumu girmesi Hori’yi töhmet altında bırakır.
İkinci bölümde olayın gelişimini öğretmen Hori’nin gözünden izliyoruz. Öğretmen Hori’nin cephesine geçtiğimizde, anne Saori’nin bakış açısının bizi yanılttığını anlıyoruz. Dahası, bu kez ilk bölümde görüş alanımızın dışında kalan bir trajediye tanık oluyoruz.
Üçüncü aşamada, olayları Minato’nun gözünden seyretmeye başladığımızda soruların sayısı artmaya başlıyor. Adım adım finale yaklaştıkça her şey yerli yerine oturuyor ve ‘büyük resim’ nihayet ortaya çıkıyor.
Sorunların altındaki asıl nedenler yavaş yavaş belirginleşiyor. İlk aşamada, Japonya’daki ataerkil toplum yapısı çıkıyor karşımıza. Henüz ergenlik çağına dahi girmeyen çocuklar ataerkil yapının belirlediği cinsiyet modellerini benimsiyorlar. Erkekler güçlü, acımasız ve duygusuz göstermek zorunda kalıyorlar. Sınıftaki erkekler içinde, kızları savunan, onlara kötü şakalar yapmayan öğrenciler dışlanıyor ve zorbalığın kurbanı oluyorlar. Daha 10-11 yaşlarındaki erkek çocukları, ‘farklı olanı ezmeyi’ grup eğlencesi olarak benimsiyor ve ‘eğlence’ye katılmayanları hedef seçiyor. Tüm bunların yanı sıra homofobi küçük yaşlarda ‘erkek kimliği’ni oluşturmanın yollarından biri olarak benimseniyor ve erkeklik fikri, homofobi üzerine kuruluyor.
Şiir gibi bir anlatım her bölümde karşımıza çıkıyor. Büyüleyici ve merak uyandıran bir senaryoyu soluksuz izliyoruz. Mart ayında yaşamını kaybeden Japon besteci Ryuichi Sakamoto’nun kadife yumuşaklığındaki müziği her şeyi tamamlıyor.



