Kefenler-The Shrouds-2024
Yönetmen ve senaryo: David Cronenberg.
Oyuncular: Vincent Cassel, Diana Kruger, Guy Pearce, Sandrine Holt
Beden korkusu David Cronenberg sinemasının en özgün temasıdır. Beden bütünlüğünün bozulması, şekil değiştirip çirkinleşmesi, büyümesi, çürümesi, parçalara ayrılması, teknolojiyle eşleşmesi yaratıcı dünyasının en önemli imgeleri oldular. Hatırlayalım “Sinek”’te bir bilim adamının genetik yanlış transferle an ben an sineğe dönüşmesini izlemedik mi, ya da “Videodrom”’da bir korsan TV programının sistematik kontrolü altında VHS kasetleri tarzı zihin kontrol programlarının, bedeni doğrudan yerleştirilebileceği vajinal bir yarığa” dönüştürmedi mi? Tutkulu karakterler onların saplantıya dönüşen vizyonları, onları da eylemin bir parçasına dönüştürür.
Teknoloji ve beden birleşmesini perdeye yansıtıp, sinemasal bir türe dönüştürebilen öncü bir yönetmen olduğu tartışılmaz. Bu nedenle “Cronenbergian” olarak adlandırılan sinematik evrenini tanımlayan bir deyim ortaya çıktı.
Cronenberg, 43 yıllık eşi Carolyn Zeifman’ı 2017’de kanserden kaybettikten sonra yazdığı senaryoda yas, bağlılık, keder, yalnızlık gibi duygulardan yola çıkmış. Bu yoksunlukları tatmin edecek bir sistem yaratmış iş adamını kendisiyle özdeşleştirmiş. Saç stilinden giyim tarzına kadar Vincent Cassel’in taklit ettiği “alter ego”’su internet bağlantılı mezar sistemi GraveTech’i keşfetmiş, Karsch adında bir girişimci. Filme adını veren yüksek teknolojik kameralarla donatılmış kefenlerin yardımıyla gömülmüş kadavraları mezar taşlarının üzerine monte edilmiş monitörler veya her an telefon ekranından indirilen aplikasyonla izlemek mümkündür. 8K çözünürlüğündeki resimlerde, sevdiklerinin çürümesini izlemek isteyen başka insanlarda muhtemelen iyi paralar karşılığında burada mezarlık satın almışlardır. Ölümü içselleştirmenin modern kurgusu denilebilecek bir fikir. Ölüm son nokta olmaktan çıkıp bir parçalanma, çürüme gibi bir değişim sürecinin parçasına dönüşüyor. Tartışmasız Cronenberg’in yaratıcı fikirlerinden birisi.
Öykü dört ana karakter etrafında dönüyor. Diana Kruger iki karaktere birden hayat veriyor, baldız Terry ve vefat etmiş eş Becca. Ayrıldığı eşi bilgisayar programcısı, mezarlık sisteminin bilgi sistem kurucusu Maury’de Guy Pearce var. İçinde bulunduğu paranoyak durumun sistemi bozması söz konusu. Avatar asistanı Hunny ise Karsch’ın gün içinde en çok iletişim kurduğu, tüm işlerini araştırmalarını yöneten yapay zeka. Hunny’nin dışarıya bilgi sızdırması mümkün müdür? Seslendirmesini yine Diana Kruger yapmış.
ÖLÜM,AŞK,YALNIZLIK,PARANOYA
Gecenin bir yarısı seçilmiş yedi mezara yapılan talan tüm sistemi ‘hackler’. Kim veya kimler bu tahribatı yapmıştır? Amaçları nedir? Karsh araştırmasını derinleştirdikçe olayların içinde uluslararası ilişkiler, Çin ve Rusya kökenli iletişim savaşları çıkar. Komplo paranoyası içine çekilmesi onu ölümle kurduğu ilişkiden uzaklaştırır. Macar bir yatırımcının görme özürlü Kore-Fransız asıllı karısı Soo-Min’in, GraveTech sistemini Macaristan’da kurmak için Toronto’ya gelmesiyle Karsh’ın hayatında bir şeyler değişmeye başlar.
Cronenberg öyküsünü üç ana eksen etrafında kuruyor: yalnızlık, ölümün aşkla özdeşleşmesi ve erotizmin yeniden keşfi. Sevdiğinin ölümünden sonra onun yanında olmak arzusu Freud görüşte aşk ve ölümün iç içe kavramlar olduğunu söyledi. Her gün ekranda izlediği karısının çürüyen bedeni, sürekli taze tuttuğu üzüntü, onun normal koşullarda başka bir hayat sürdürmesine engeldir. Gördüğü rüyalarda bile, eş Becca vardır. Becca rüyalarda meme ameliyatının yara izlerini taşıyan bir beden, kesik bir kolla veya sevişirken kırılan kalça gibi “body horror” görselliğiyle karşımıza geliyor.
Cronenberg kafasındaki imgeleri sinema dünyasında kimsenin yapmaya cesaret etmediği biçimde göstermeyi başarır. Cüretkardır, çıtayı düşürmez. En patolojik sevişme sahnelerinde bile estetik eksik değildir. Bayağılık, çiğlik sırıtmaz.
Muhteşem bir GraveTech fikriyle başlayan öykünün zamanla komplo paranoyasına dönüşmesi filmle kurulan bağı gevşetiyor. Ana karakter Karsh’ın gücünün yetmediği iletişim teknolojisi, yapay zeka gibi günümüzün korkutucu unsurları filmin mistik, oda sineması yapısını sekteye uğratıyor. Absürt bir yerlere sürükleniyor konu. Yine de Cronenberg’in bir bildiği vardır, bugün anlamasak belki ilerde anlayabiliriz diyoruz.
Oyunculuklarda Diana Kruger son yıllardaki parlak performanslarına bir yenisini ekliyor. Gerçekten şarap gibi bir oyuncu, yıllar içinde değeri artıyor. Cassel tıpa tıp benzetildiği Cronenberg kimliğinde Fransız İngilizcesine bir de Kanada aksanı eklemeye çalışıyor. Soğuk, mesafeli duruşu hep yaşamak istediği kederinin zorlaması gibi… Duyguları serbest bıraktığında farklı bir adam.
Cronenberg sinematografisinde üst sıralarda yer alacak bir film olduğunu düşünmesem de hissettiği elemi, kişisel bir şeyleri yansıttığı için saygı duymak gerekir.



