Yaralı Yüz’ün trajedisi

Kült Filmler

 

 

Yaralı Yüz-Scarface-1983
Yönetmen: Brian De Palma.
Oyuncular: Al Pacino, Michelle Pfeiffer,Steven Bauer, Mary Elisabeth Mastrantonio.

Yaralı Yüz-Scarface 1983’de ilk gösterime girdiğinde, ileride kült filmler arasında yer alacağına kimse tahmin edemedi. Gişede çakıldı, eleştirmenler yerden yere vurdular. Akademi adaylık vermedi, sadece 3 Altın Küre adaylığı aldı. Razzie’de Brian De Palma en kötü yönetmene verilen ödüle aday gösterildi. Çiğ bir şiddetin bol küfürle süslendiği (fuck kelimesi 266 kez olarak sayılmış) film, ilerleyen yıllarda büyük bir takipçi kitlesine ulaştı.  Yeniden izlediğimde ilki kadar şoke olmasam bile kalite düzeyini gözümde yükselten film asla olmadı. Diğer kült filmlerle asla mukayese edemem.

 

İkinci yarı Montana’nın içindeki iyilik ve kötülüğün çarpıştığı bölümlerde, seyirciye daha yakın, anlaşılabilir durur.   Değişen toplumsal değerlerin yanında mülteci olmanın çok arttığı bir dünyada filmin değerlenmesi sanatsal yönden daha çok sosyolojik bir olaya dönüşmüş gibidir.

Teknik anlamda 1932 yılı Howard Hawks yapımı “Scarface”’in iskeletini korur. Başrolde sert ve kanunsuz tiplerin oyuncusu Paul Muni vardır. Yer güncellenir ve hikaye depresyon yıllarının Chicago’sundan Miami’ye kaydırılır. 

  

Al Pacino’nun hayat verdiği Tony Montana karakterinin ikonik bir figüre dönüşeceğine kimse ihtimal veremezdi. Temelde bir mültecinin yükseliş ve düşüş hikayesini anlatır Brian De Palma. 80’li yıllarda Castro’nun özel izniyle aile birleşimi için Miami’ye gelen Kübalılar arasına suçlular da karışır. Başta bilmesek bile Tony’nin suçlu potansiyelini sınırdaki polis sorgulamasında anlarız. Pervasız, karşısındakine alan bırakmayan, blöf yapan bir kimliktir. İlk cinayetini mülteci kampında işlemesi kötülüğün ve hırsın ilk belirtisidir. Bu cinayet arkadaşı Manola ile kamptan çıkış kartı olur.

 

Amerika topraklarına ilk adımını attığında güç ve zenginlik dışında başka düşünce yoktur. Gücün kaynağı kapitalist sistemde para hatta çok para olduğuna göre, oyunu ona göre oynamalıdır. Arkadaşı Manny ile (Steven Bauer) büyük işlerin peşine düşerler. Her ne kadar ilk uyuşturucu kuryeliği işi sorunsuz geçmese bile patron Frank (Robert Loggia) cesaretlerini, iş bitiriciliklerini beğenir.

 

Tony’nin Frank’in sevgilisi Elvira (Michelle Pfeiffer) ile karşılaşması başını döndürür. Böylesine soğuk, mesafeli bir güzelliğin ancak patron sevgilisi olabileceği şablonudur. Tony için artık Elvira elde edilmesi gereken bir nesnedir, aşkla ilgili bir şey değildir.

Tony beş yılın sonunda cebi para dolduktan sonra Miami’deki annesi ve kız kardeşi Gina’yı (Maria Elisabeth Mastrantonio) ilk kez ziyarete gider. Bu ziyaret hikayeye başka bir alan açar. Annesi Tony’nin Küba’dan bildiği suçlu kimliğini yüzüne vurur. Miami’de ne pis işlere bulaştığını bilmese de, tahmin eder.  Evden kovar, verdiği parayı yere çarpar. Gina ise Tony için iffet ve masumiyet sembolü gibidir. Bu durum zamanla ensest bir ilginin ifadesi olur.

Filmin en sembolik anlarından birisi Tony’nin kolu yaralı, gömleği kanlı bir şekilde gökyüzüne yükselen, “Dünya Senindir” yazılı zepline baktığı sahnedir. Kapitalizmi temsil eden bu cümle, her mültecinin gözünü boyayan renkli rüyadır. Biraz öncesinde Frank’i öldürerek artık patron olmuştur. Rüya gerçeğe dönüşmek üzeredir. Finale yakın pahalı bir restoranda Elvira ile kavga sonrası yüksek sesle herkesin önünde yaptığı iç dökme aczin bir ifadesidir. Her şeyin var ama hiçbir şeyin yok….      

Al Pacino, Tony Montana’da kariyerinin en abartılı oyunculuğunu gösterdi. Kahramanını sevimsizleştirmek için elinden geleni yapar. Stilize bir gangster yerine gerçek yaşamdan pislik bir adam olarak yansıtır. Bu bağlamda Palma ve senarist Oliver Stone’da anti kahraman olması ayarları çekerler. Banyoda elektrikli testere veya bir masa üstü kokaini çekmesi gibi sahneler 80’li yıllarda rastlanılan çekimler değildir. Stone’un en radikal yıllarıdır.

 

Elvira’da Michelle Pfeiffer soğuk güzelliğine verdiği mesafeli, duygusuz performansla parlar. 80’li yıllarda daha sinema basamaklarını çıkmaya başlayan genç bir oyuncudur. Kızkardeşi Gina’da Mastrantonio duygusal ve sıcak oyunculuğuyla safkan bir latin dilberidir. Manolo’da Steven Bauer şiddet dolu bir işte kontrollü, dıştan bakan  göz olarak kayda değer bir karakter yaratır.

 

Yapay atmosferiyle, Oliver Stone’un yazdığı diyaloglarla ve bilhassa mizahın hiç olmadığı sert bir film olarak kendi kültürel yapısını ve kitlesini bulmuş bir filmdir “Yaralı Yüz”. 

 

  

Your email address will not be published. Required fields are marked *