Kuru Otlar Üzerine (2023)
Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan.
Senaryo: Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan, Akın Aksu.
Oyuncular: Deniz Celiloğlu, Merve Dizdar, Musab Ekici, Ece Bağcı, Erdem Şenocak, Yüksel Aksu.
Kuru Otlar Vesilesiyle Nuri Bilge Ceylan Üstüne | Mehmet Aslan – Parşömen
“Kuru Otlar Üstüne” Nuri Bilge Ceylan’ın insan varoluşu üzerine sabitlediği umutsuz, nihilist görüşünü güçlendiriyor. Yargılamadan, insanlığın hal-i pür melal durumunu ortaya koyuyor. Karakterlerini yargılamayıp parmağını sallamayı asla yapmıyor. İnsan doğasına idealmiş gibi olanı göstermeyi de asla yapmadı. Karakterlerinin düşünceleri arasında dolaşmayı, onları edebi sözcüklerle yansıtmayı sevse de dudaklardan dökülen sözcüklere asla güven duymadığının altını da hep çizdi… Taraf tutmamaya çalıştı.
Bu kez kar coğrafyasının günahları, suçları, idealleri, tutarsızlıkları dondurduğu bir beldede buluşturuyor karakterlerini. Taşra sıkışmışlığını, “Bir Zamanlar Anadolu’da”, “Kış Uykusu” ve “Ahlat Ağacı” çok güzel anlatmıştı. Hepsinin finalinde az da olsa seyirciye umut veren bir katarsis duygusu yaratmıştı. Artık bu duygunun yerinde yeller esiyor. Vicdani yüzleşme yerini hayal kırıklığına, ego kükremesine, öfkeye, gerçeklerden kopuşa bırakıyor. Umut etmekten yorulmuş bir toplumuz ne de olsa. Artık idealizm peşinde koşmayan, yorgun baş karakter Samet gibi, bireyciliğini, sürdürmek adına başkalarının hayat coşkusunu, inançlarını sömürenler kazanıyor. Çevrelerine zarar vermekten çekinmeyen, bunu gören ve sonunda hiçbir şey olmamışçasına yaşamlarına devam eden ‘Makyavelist’ insanlar.
Yanına oturabileceğimiz, taraf olabileceğimiz, birlikte bir kahve içebileceğim bir karakter bulamadım. Az da olsa idealleri uğruna bacağını feda etmiş Nuray karakterini kendime yakın hissettim.
Merve Dizdar’ın olağan üstü oyunculukla ete kemiğe büründürdüğü bir karakter Nuray. Onun dünyayı daha iyi daha eşit bir yer yapmak idealizmi bir patlamayla son bulmuş. Bu karlar coğrafyasında böyle ideallerin yeri yok. Burası Samet gibi sinik, yaşamın bireysellik tarafında yer alan tiplerin yuvası. Başkalarını anlayarak değil onlarla kavga ederek, idealsiz, yitik, nihilist bir karakter. Samet kaybeden de olmuyor. Artık onların dünyası…
Yönetmenin müdahale etmediği bu durum tartışmalı bir finale yol açıyor. Sıradanlığın, bireyciliğin, çıkarcılığın kazanmasını izlemek artık benim gibi yurdum insanına aşırı sıkıntı verir oldu. Yaşadığımız coğrafyanın kazananları maalesef bu tiplemeler. Politik nobranlığın elele verdiği hukuksuzluk sonucu değişen sosyolojik yapı, insanoğlunun içindeki etik ve moral değerleri yıkınca, yönetmenin karamsarlığına Samet’e müdahale etmemesine de hak vermemek de mümkün değil. Samet’i varsaydığımız ideallerinden bu denli uzaklaştıran nedir? Bunları sadece taşra sıkışmışlığıyla açıklayabilir miyiz?
Filmde baş karakter Samet (Deniz Celiloğlu) üzerinden yola çıkan ana hikayeye eşlik eden iki yan hikaye izliyoruz. 9 ay boyu karın topraktan kalkmadığı Erzurum’un İncesu kasabası. Orta okulda resim öğretmeni olan Samet zorunlu şark hizmeti süresinin sonundadır. İstanbul hayallerini kursa da ne yapacağı konusunda sıkıntıları, kararsızlıkları vardır. Öncelikle artık hiçbir aidiyet hissetmediği bu ücra beldeden çekip gitmek vardır kafasında. Turist edasıyla, mizanseni kendisinden fotoğraflar dışında, çevreyle ilişkisi de tutarlı değildir.
Sınıfın güler yüzlü delişmen öğrencisi Sevim (Ece Bağcı) onu çevresinde mutlu eden tek kişidir. Onu görünce Samet’in yüzünde güller açar. Duyguları belli ki içten içe yoğundur. Samet sınıfındaki erkek çocuklara sert ve aşağılayıcı davranırken, kız öğrencilere karşı daha ılımandır. Öğretmen olarak iyi bir pedagog olmanın yanından bile geçemez.
Lojman arkadaşı öğretmen Kenan ise (Musab Ekici), o toprakların çocuğudur ve başka bir yere tayin olup gitmek gibi bir beklentisi de yoktur. Yan öykü olarak Samet’in köyün veterineri Vahit (Yüksel Aksu) ve bir iş bulup köyden kurtulmaya çalışan Feyyaz’la (Münir Can Cindoruk) olan ilişkilerini izliyoruz. İçki masalarında, Vahit’in Feyyaz’a sürekli küfürlü çıkışlarına hakemlik yapan Samet’in, sadece burada ılımlı ve olgunca davrandığına tanık oluyoruz.
İngilizce öğretmeni Nuray’ın (Merve Dizdar) Samet ve Kenan arasına girmesiyle paralel bir hikaye ortaya çıkar. Nuray, Ankara Garı patlaması sırasında sağ bacak dizden altını kaybetmiştir. Görüşleri radikal soldur ve duruşu kararlı gözükmektedir.
İlçe eğitim müdürlüğüne yansıyan bir suçlama Samet ve Kenan’ı töhmet altında bırakır. Sınıftaki kız öğrenciler taciz suçlamasına karşın ortada elle tutulur bir kanıt yoktur. Samet bu suçlamayı bir türlü gururuna yediremez. Suçlama idareciler tarafından yanlış anlaşılma şeklinde örtbas edilse de, Samet bunu hazmedemez. Şikayetçinin Sevim olduğunu bildiğinden ona karşı farklı davranmaya başlar.
Nuray’la olan ilişkisinde düşünce ve davranışları tutarsızdır. Önce Nuray’ı Kenan’a uygun görür. Aralarını bulmaya kalkışsa da, bir süre sonra egosuna mağlup olur. Nuray’ın Kenan’a ilgisini kıskanmaya başlar, davranışları değişir.
Nuri Bilge Ceylan filmlerinin değişmezi, uzun soluklu diyaloglar arasında en ilginci, Samet ve Nuray arasında geçen akşam yemeği konuşması oluyor. Nuray’ın eylemci söylemlerini apolitik, lafazan cevaplarla savuşturur Samet. Kurnaz ve süslü sözcüklerle düelloyu kazanmaya çalışır. Taraflar hayattaki boşluklarını ve hayal kırıklıklarını tumturaklı sözcüklerle ortaya dökse de, farkındalıkları ne kadardır? Esas sorun buradadır… Nihilist yıkıcılık karşısında ideallerinden emekli olmuş taraf. Yaşamsa bu düşüncelere nanik yaparak başka şekilde akmaktadır.
Ceylan’ın edebi sözcükleri oyuncuların ağızlarına oturtmayı sever. Senaryoyu birlikte kaleme aldığı Ebru Ceylan ve Akın Aksu’nun ortak sinerjileri güzel bir film/roman ortaya çıkarmış.
Gerçek yaşamda bu kadar iyi seçilmiş sözcüklerle konuşamayacağımız gerçeğini bir kenara koyarsak, sözcükler oyuncular tarafından iyi çalışılmış.
NBC filmlerinde yazdığı karakterlerin ağızlarından dökülen sözcüklere güvenmemek gerektiğini, insanların sıklıkla yalana başvurduklarını söyler. Onların yerine yüz ifadelerinin daha hakiki olduğunun altını çizer. Bir kez daha karakterlerinin yüzlerine yakın plan odaklanarak bize daha fazla şeyler anlatıyor.
Kadın karakterlerin, erkeklerden daha tutarlı ve dik duruşlu oldukları tartışılmaz. Nuray’ın karlı, buzlu havaya rağmen Samet ve Kenan’ın evine gelmesi eteğindeki taşları ortaya dökmesi vurucu bir sekans. Her iki erkek te sadece kem/küm etmekten başka bir çaresi yok. Sevim’in aşağılandığını hissettiği, Samet karşısında, gözlerindeki öfke yoğunluğu müthiş bir kare.
“İnsandır, yapar…” düsturunun finaldeki bağlayıcılığı, karakterlerin öylesine yaşamlarını sürdürmesi seyirci için tabi ki istenmeyen bir son. Gerçek yaşamın bu tür insanlarla dolu olduğunu, onlarla her gün karşılaşmamız sanki yetmiyor…
Ceylan’ın abartıdan uzak, yaşamı sahici yansıtan sinemasında bir nebze rahatlamak mümkün değil. Samet benzeri çıkarcı suretlerin zaferlerinden artık bıkkınlık geldi. Yönetmen koltuğunda otursam , Samet gibi başkalarının hayat enerjilerini emen vampirlere tokadı geçirirdim.
NBC’ın “bu bir film, her şey kurmaca” şeklinde çektiği kamera arkası sahneler şaşırtıyor. Set dışına çıkan Samet’in makyaj odasında ayna karşısına geçmesi ve bunu bizim izliyor olmamız büyük yönetmenlerin sevdiği türden bir oyunbazlık.
Yabancılaştırma efektiyle Samet’i bir nebze olsun kurtarıyor. Ne de olsa bir film karakteri…
Kamera yönetimi, ışık kullanımı, kapalı mekan çekimleri fevkalade. Aradaki fotoğraf kareleri bir sergiye çok yakışır düşüncesindeyim. Oyunculuklar da Merve Dizdar’ın öne çıkmasına karşın tam bir takım başarısı var. Yönetmen Yüksel Aksu veterinerde mükemmel bir oyunculuk sunuyor. Samet’i canlandıran Deniz Celiloğlu ise karakterini muhteşem geçişlerle oynuyor. Sevim’de genç oyuncu Ece Bağcı duygu patlamalarında çok iyi. İlerde kendisini çok izleyeceğimizi umuyorum. Chicago’da kazandığı en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülü de bunun kanıtı.
NBC filmografisinin nadide ürünlerinden birisi olacağı muhakkak. Şahsen en sevdiğim olmayacak…














