Shopping cart

Subtotal 0,00

View cartCheckout

Dergiler moda, yaşam tarzı, sağlık, politika, iş dünyası, eğlence, spor, bilim gibi geniş bir konu yelpazesini kapsar.

Türk Sineması

Kasabanın yazılmamış kuralları

Email :84
Kurak Günler-2022-NETFLİX

Yönetmen ve senaryo: Emin Alper.

Oyuncular: Selahattin Paşalı, Ekin Koç, Hatice Aslan, Erol Babaoğlu, Erdem Şenocak, Selin Yeninci.

 

Taşra yaşamında yazılmamış kurallar değişmez. Zaman mühürlenmiş gibidir. Sessiz, sakin gözükür. Bir şeyleri gizlemek isteyen suskunluk vardır ya… Kasaba politikacıları sosyal yaşamı kontrol altında tutar. Seçilmiş belediye başkanı, parti başkanları ve kraldan çok kralcı yandaşları, yaşamları baskı altında tutacak türlü iktidar yoluna başvururlar. Adı konmamış dayatma sistemi “gündelik faşizmin” ta kendisidir. Hak, hukuk ara ki bulasın….

Yerli sinemada okumuş insanın taşra yaşamıyla sınavı, başlı başına kategori olabilecek zenginliktedir. Buralara doktor, hakim, savcı, bürokrat gibi yolu tayinle düşmüş okumuşların bir aidiyet sorunu yaşamaları son derece doğaldır. Zihinlerinin bir köşesinde geriye dönmek istedikleri veya ait oldukları kentin hayali silinmez bir şekilde durur. Taşra kültürü kendi tarafına geçenleri kucaklar, iyi yüzünü gösterir. Bir şeyleri değiştirmek isteyen idealistleri dışlar, hoyrat yüzünü gösterir, tehdit eder. 

Bu bağlamda “Kurak Günler”, Nuri Bilge Ceylan’ın baş yapıtı “Bir Zamanlar Anadolu’da” sonrası çıtayı yükselten bir film. O filmin üzerinden geçen 12 yıl içinde taşrada yaşamında empati artık ortadan kalkmış. Yandaş olmayanlara, hukuktan korkmayan bir baskı ve pervasızca uygulanabilecek linç kültürü var.    

Yönetmen ve senarist Emin Alper bir kasabayı merceğinin altına alıyor. Taşra erkinin düzenlerine uymayanlara “aba altından sopa göstermek” gibi başladığı güç gösterisine, genç bir savcının yaşadıkları üzerinden uzanıyor. Gerilimin finale dek nefesini hissettirdiği, karanlık bir atmosfer içine gömülüyoruz, çıkamıyoruz da bir türlü. Nefesimiz daralıyor, tokat yemiş gibi oluyoruz.

Genç savcı Emre’nin (Selahattin Paşalı) ilk tayin yeri Yanıklar adındaki kasabadır. Görünürde kanuna saygıyı dilinden düşürmeyen, fakat uygulamada böyle bir anlayıştan yana olmayan kasaba erki tarafından karşılanır.  Böylesine toplumsal iki yüzlülük karşısında kanunları uygulamak isteyen Emre’nin kan uyuşmazlığı kaçınılmazdır.

Kasabaya daha ilk girişinde yerde sürüklenen öldürülmüş domuzun kan izlerinin peşine düşer, havaya ateş açarak kutlama yapan kasaba ahalisini uzaktan tepkiyle izler. Sanki bu tablo gelecekteki günlerin ilk uyarısıdır. Meskun mahalde havaya ateş açılması hukuk fakültesinde öğrendiklerine göre kanunsuzdur. Makamına yapılan ilk ‘hoş geldin’ ziyaretinde kasaba politikacılarına bu bağlamdaki rahatsızlığını söyler. Baştan sona “bizden mi, değil mi?” şeklinde bir yoklama havası içinde geçen ziyarettir. Ziyaretçiler belediye başkanının avukat oğlu Şahin (Erol Babaoğlu) ve eczacı Kemal (Erdem Şenocak) savcının çıkışlarından kuralcı olduğunu kavrarlar. Tercihleri olan bir duruş değildir. Kafalarındaki planları bellidir: savcıyı ne yapıp, ne edip, kendi yazılmamış kurallarına, yürüyen düzenlerine uydurmaktır.

Muhalif gazeteci Murat (Ekin Koç) ile Emre’nin karşılaşması kafasında yeni sorular türetir. Ve davet edildiği rakı sofrasındaki kumpas genç savcının kasabadaki durumunu iyice zora sokar. Murat güvenebileceğini düşündüğü kendinden sonraki tek hukuk temsilcisi hakim Zeynep (Selin Yeninci) önce onu taşraya karşı uyarır sonrasında direk mesajını verir: “düzene uy, fazla kurcalama.”

Kasabanın ezelden beri gelen susuzluk problemi kasıtlı olarak çözülmez. Bilirkişi raporlarının mahkemeden gizlendiği, kasabaya nehirden su getirme seçeneğinin ise pahalı denerek belediye başkanı tarafından daha en baştan reddedildiği bir politik manzara var karşımızda. Dev obruklar kasabanın birçok yerinde karşımıza çıkar. Obrukların öykü ilerledikçe sadece susuzluğun gerçeği olduğu kadar bölünmüşlüğün bir metaforu olduğu anlaşılıyor.  Yaşananları ülkenin durumunu işaret eden, küçük bir resim olarak görebiliriz.

Kurak Günler için bir alegoriden ziyade bir “yatay kesit” demek gerekir. Tümü yansıtan, onu taklit eden, özetleyen bir parça; yoğunlaştırılmış bir ülke panoraması.

Kasabanın damarlarında varolan ve basınç arttıkça çatlaklarından sızan şiddet, ırkçılık, tecavüz, cinsiyetçilik, homofobi… Tüm bunlar filmdeki her bir yan hikâyeye dönüşüyor. Filmin final sekansı sinema tarihine geçecek güçte. Akıllardan, zihinlerden çıkmayacak bir an…

Psikolojik çatışmaların yarattığı gerginlik mükemmel oyunculuklarla seyirciye yansıyor. Savcı karakterindeki oyunculuğuyla parlayan ve bir çok festivalde en iyi erkek oyuncu ödülünü hak eden Selahattin Paşalı karşısında kötü adamların en sivrileni Şahin’de Erol Babaoğlu çok başarılı. Görüntü yönetmeni Hristos Karamanis görsel kadrajlarda, renk seçimlerinde yarattığı atmosferle gizemi ve gerilimi aksatmadan finale dek taşıyor.  

Emin Alper sinemasının en olgun örneğini sergilerken, orta akım seyirciyi de yakalayacak bir anlatımı ustalıkla temeldeki fikirle birleştiriyor. Geniş kitlelerin çok sevdiği ve içindekileri dışa vuran bir film oldu.

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Benzer gönderiler