2008-2013 arasında beş sezon olarak tarih yazmış bu diziyi baştan sona birkaç izledim. Neden bu kadar sevildiğini, sonraki yıllardaki üretilen dizilere neden yol gösterdiğini anladım.
1. İyi ile kötünün savaşı, hiç kimsenin klasik anlamda kahraman olarak öne çıkmadığı bir senaryo içinde, beş sezon boyu düşmeyen bir gerilim içinde işlenmiş. Öncelikle karakterlerini adım adım izleyen, yaşamlarındaki her türlü değişimi, öyküye inandırıcı değişimlerle emdiren bir kalem ustalığı var. Bu ustalığı ete kemiğe büründüren oyunculuklardan ayrıca bahsedeceğim. Seyircinin özdeşleşeceği güçlü, karizmatik kahramanlar çok yaratıldı. Dizinin ana karakteri Walter White gibi bir anti kahraman yaratmak, üstüne üstlük seyirciyi onun tarafına çekmek, serinin yaratıcısı Vince Gilligan’ın mahareti. İyi, sessiz, sakin bir vatandaşı karanlık tarafa geçirmek ve bunu olabildiğince inandırıcı bir şekilde gerçekleştirmek kolay bir yazım süreci değil. ‘Bay Ezik’’ten, ‘Scarface’ kategorisinde bir kötüye dönüşmek, onun bu değişimini karakter derinliği içinde vermek, dizinin en büyük başarısı.
2. Her bölümün farklı yönetmenler tarafından yönetilmesi bütünlüğü asla zedelemiyor. Tüm seride görev alan 19 yönetmen arasında Rian Johhson, Michelle MacLaren, Peter Medak, Adam Bernstein, Jim McKay gibi isimler ağırlıkta.
3. Diyaloglardaki akılcılık ve doğallık dizilerde rastlanır cinsten. Hiç aceleye getirmeden, karakterlerinin hakkını veren, uzun sekanslar 5 sezona tümüyle hakim. Her şey sanki Walter White’ın beyni içinde geçiyormuş gibi; sakin ve akılcı. Günümüzün hızlı, klip estetiğini benimsemiş dizi kurgusunun dışında bir akış. Sakinlik asla dizi estetiğinin alışılmış, zamana oynayan uzun bakışmalar ve sessizlikler şeklinde geçmiyor. Seyirciyi bir sonraki hamleye hazırlayan ‘fırtına öncesi sessizlik’ şeklinde. Arka plandaki doğal seslere yer açan, müziğe yaslanmayan diyaloglar gerçekçi atmosferi daha kuvvetlendiriyor.
4. Akılcılık ve bilimsel birikim bir kahramanın gücü olarak kullanılması ilk kez karşımıza çıkmıyor. Bu durum Walter White’ın kimliğinde farklı bir yansımaya sahip. En büyük silahı olan ve çoğunlukla hemen devreye sokabildiği muhakeme gücü, en radikal kararları hemen verebilmesi seyirciye çoğu zaman ters köşe yaptırıyor. Obsesif kişiliği, her şeyi önceden kafasında detaylandırması ve kimseye güvenmemesi nedeniyle hep bir B planını devreye sokabilmesi ilerleyen her bölümde çeşitli şekillerde karşımıza çıkıyor.
5. Sezonlar ilerledikçe artık gizli kimliğinden hoşlanmaya başlaması içinde hissettiği gücü dışarıya vurması, karakter değişimini Dr.Jykle/Mr.Hyde eksenine taşıyor. İşler büyüdükçe çevresindekileri idare edebilmek, varlığını koruyabilmek için güce başvurup, gerektiğinde onlara zarar vermesi hatta öldürmesi başlıyor. Kanser olduğu zamandan itibaren dile getirdiği ‘her şeyi ailem için yapıyorum’ tümcesi gittikçe inandırıcılığını kaybediyor. Finalde kendisi değişen bu durumu ‘her şeyi kendim için yaptım, çünkü hoşlandım’ şeklinde itiraf ediyor.
6. Hikayede anti kahramanlar olduğu kadar, iyi olması gereken karakterler de karşımıza çıkıyor. Onlar da tüm insani kusurlarıyla karşımıza gelen empati duyacağımız türden tipler değil. Örneğin narkotikçi kayın birader Hank, suçluları avlamaya çalışırken kendi hırsına yenilen, kontrolsüz şiddet uygulayabilen, takıntılı, ev içinde karısına kötü muamele yapan bir kimlik. Veya Walter’in eşi Skyler hırslı ve hükmeden bir karakter olarak sürdürdüğü aile reisliğini son sezonlarda korkak, çıkarcı, eşine destek olamayan bir kimliğe dönüştürüyor. Sürekli mızmızlanan, kleptomani hastası kız kardeşi Marie asla seyircinin gönlünü çalan bir kimlik olmuyor.
7. İkinci karakter olan Jesse Pinkman, ebeveynlerinden görmediği sevgiyi ve sahiplenilmeyi sokaklarda arayan, yumuşak kalpli, asla sert dünyanın kötülüğüne ait olmayan bir kimlik. Baba arayışını önce Walter’de sonra da Mike’da sürdürüyor.* Walter’ın öğretmenvari toleranssız tavırlarına önce saygı, zamanla tepki duyuyor. Walter karanlık tarafa geçmesiyle de tepkileri nefrete dönüşüyor.
8. 5 sezon boyu, mükemmel oyunculuk performansları, seyirciyi diziye daha çok bağlıyor. Walter’de değişimleri eşsiz bir oyunculukla veren Bryan Craston dizinin lokomotif oyuncusu. Anthony Hopkins’in bile “ben böyle bir oyunculuk görmedim” dediği Craston performansı, her sezon başka bir karaktere dönüşüyor. Jesse’de ise Aaron Paul sorunlu, sevgiyi, sahiplenilmeyi arayan bir karaktere bürünüyor. Kırılganlığı onu sıklıkla kurtulamadığı uyuşturucu döngüsüne sokuyor. Dean Norris içinde fırtınalar kopan, şiddeti zor frenleyen kanun adamı Hank (aynı zamanda bacanak) portresinde seyirciye asla sempatik gelmiyor. Jonathan Banks babacan tetikçi Mike’da ve kartel lideri Gustavo’da Giancarlo Esposito karizmatik kötüler olarak gayet iyiler. Herkesin bir hikayesi vardır tümcesi, bu dizide ‘cuk’ diye yerine oturuyor.
9. Kadın karakterler arasında en büyük değişimi gösteren Skyler’da Anna Gunn oluyor. Ailenin reisi psikolojisini zamanla yitirip içine kapanık depresif mutsuz bir karaktere dönüşüyor. Marie’ yi canlandıran Betsy Brandt inişli, çıkışlı karakterini kocasına olan yapmacık bağlılığını, kleptomani hastalığını beş sezonda değişmeyen başarılı bir yorumla oynuyor.
10. Yan karakterler galerisinde: oğul RJ White, torbacı takımında Skinny Pete’de Charles Baker, Bugler’da Matt Jones, Todd’da Jess Phlemons unutulmaz kimlikler. Saul yan karakter olmasına rağmen ayrı bir kulvarda yer alıyor. Bob Odenkirk’ün harika bir yorumla yarattığı işini bilen, iyi ve kötünün sınırında avukat Saul, 3.sezonda diziye giriyor. Düzenbaz, ağzı kalabalık, her türlü karanlık çözüme hazırlıklı Saul, dizi sonlandıktan sonra kendisinin kahramanı olduğu ‘Better Call Saul’ dizisinin baş karakteri oldu.
















Tnews
Whether it\'s breaking news, expert opinions, or inspiring athlete profiles, your blog delivers a winning combination of excitement and information that keeps.
Tnews
The way you seamlessly blend statistical insights with compelling storytelling creates an immersive and captivating reading experience. Whether it\'s the latest match updates, behind-the-scenes glimpses.