Morg Görevlisi- Post Mortem (2010)
Yönetmen: Pablo Larrain
Oyuncular: Alfredo Castro (Mario), Antonio Zegers(Nancy).
“Post Mortem-Morg Görevlisi” (2010) Şili doğumlu yönetmen Pablo Larrain’in ülkesindeki cunta yıllarını anlattığı üçlemenin ikinci ayağıdır. Toni Manero (2008) ve No (2012) ile cuntanın ülkesinde yaşatmış olduğu faşist zulmü gözler önüne serer.
Öykülerini didaktik dille anlatmaması Larrain’in özelliğidir. Yaşamın içinden gelen karakterleri, cunta yıllarının içine yerleştirir. Genelde kenarda kıyıda kalmış, dikkat çekmeyen, kendilerini iyi tanıtamamış tiplerdir.
Yıl 1973, seçim ile gelmiş Allende rejimine karşı General Pinochet’nin darbe yaptığı günlerdir. Solcu bir idareye karşı CIA merkezli olduğu bilinen bir senaryonun darbesidir. Sokaklarda sol kesimin gösterileri olanca hızıyla devam eder. Larrain bu kez anlatısının merkezine 55 yaşındaki Mario’yu (Alfredo Castro) yerleştiriyor. Morgdaki otopsilerin raporlarını daktilo eden bir devlet memurudur. İçine kapanık, tek başına yaşayan silik bir insandır. Karşı komşusu kabare dansçısı Nancy’e (Antonio Zegers) takıntılı bir tutku içindedir. Onu penceresinden dikizler, çalıştığı kabareye gider, yemeğe davet eder. Bu ara normal mesailerinde, hastane morguna her gün ordunun kurşunlarına hedef olmuş onlarca ceset gelmektedir. Cesetler adeta bir çöp paketleri gibi üst üste yığılarak taşınır.
“Bir filmi analiz edebilecek en iyi şey başka bir filmdir” der Paris Üniversitesi sinema kuramcısı ve profesörü Nicole Brenez. Benim hep aklımda olan bir sözdür. Filmin baş karakterini Coen Kardeşlerin en beğendiğim filmlerinden olan “Orada Olmayan Adam-The Man Wasn’t There” (2001)’daki, Billy Bob Thornton’un canlandırdığı Ed Crane’le karşılaştırabilirim. Olaylarla, çevresindeki insanlarla empati kuramayan, varoluşunu dümdüz, geldiği gibi kabullenen bir adamdır. Genelde suskundur. Bakışlarıyla uzun uzun karşısındakini süzer. Camus’nün “Yabancı”’sından derin izler taşıyan bir karakter kurmacası. Bir tek Nancy’e karşı duygusal yönünü ortaya çıkarır.
Larrain yarattığı bu tiplemeyle başına gelen her şey karşı kayıtsız kalan bir toplum alegorisi yapıyor. Filmin şüphesiz en büyük sekansı Allende’ye yapılan otopsi sahnesi oluyor. Emsalsiz ve gerçeğe uygun çekilmiş bir sekans.
Askeri idarelerin zulmünü, acımasızlığını bu denli etkileyici ortaya koyan film çok azdır.















