Shopping cart

Subtotal 0,00

View cartCheckout

Dergiler moda, yaşam tarzı, sağlık, politika, iş dünyası, eğlence, spor, bilim gibi geniş bir konu yelpazesini kapsar.

  • Home
  • Belgeseller
  • Beatles efsanesinin son demlerini anlatan muhteşem bir belgesel: Get Back
Belgeseller

Beatles efsanesinin son demlerini anlatan muhteşem bir belgesel: Get Back

Email :47

 

 

Yönetmen: Peter Jackson /Michael Lindsay-Hogg.

 

 

1962 yılında piyasaya çıkan ilk 45’likleri “I Want To Hold Your Hand” ve arka yüzü “PS, I Love You” sonrası, 1963’in ilk aylarında piyasaya çıkan ikinci teklileri “Please, Please Me”’le ilk kez listelerde bir numaraya yükseldiler. Yine aynı yıl çıkan “She Loves You”’dan sonra dünyaya bir pandemi gibi yayıldı şöhretleri ve adı bir pandemi gibiydi: Beatlemania.

 

 

O günlere gelinceye dek Hamburg ve Liverpool kulüplerinde, dans salonlarında, küçük mekanlarda küçük paralar karşılığı çalmışlardı. Hamburg yıllarında 7-8 saate kadar çaldıkları günler olmuştu. Sonunda Liverpol, Mathew Street’de, eski bir meyve sebze deposundan bozma, savaşta günlerinde hava hücumlarına karşı sığınak olarak kullanılmış, havalandırma sistemi bile olmayan The Cavern adlı yeraltı kulübünde yerel bir şöhret yakaladılar. Ocak 1961-Şubat 1962 arasında burada toplam 292 kez düzenli olarak çaldılar. İlk başlarda öğle yemeği arası konserleri için 5 sterlin kazandılar. yedikleri ve içtikleri yanlarına kar kalır. Popülerite arttıkça konser başı 300 sterlin kazanmaya başlarlar. Ter ve sigara kokusunun birbirine karıştığı bu dar mekan onların ilk fark edildiği, ilk hayran kitlesini kazandıkları yer oldu. Hatta bu şöhretten mekanda nemalanır. Bugün birçok müzisyenin bedelsiz konser verdikleri adeta kutsal bir mekana dönüşür.

 

Başarılarında Liverpool’da plak mağazası sahibi olan ve onları Cavern’de keşfettikten sonra hayatında ilk kez menajerliğe soyunan Brian Epstein’in da büyük payı vardır. Israrla EMI’ye onları tanıtıp ilk plak kayıtlarını yaptıran, kılık kıyafetten tutun da sahne davranışlarına kadar her şeylerini değiştiren adam olur Epstein.  32 yaşında aşırı dozda aldığı ağrı kesici haplardan dolayı yaşamını kaybetmese kesin Beatles daha farklı ve parlak bir kariyere yol alacaktı. Onun ölümüne kadar grubun organizasyon anlamında her şeyi yolunda gitti. Olağan üstü şöhretin, zenginliğin getirdiği rehavet, uyuşturucu kullanımı, uzun turnelerin sonunda baş gösteren fiziksel yorgunluklar derken hepsinin üstüne tüy diken Yoko Ono – John Lennon ilişkisiyle birlikte işler iyice bozulmaya başlar. Bu arada muhasebe tutmak, vergi vermek gibi önemli işleri boş verdiklerinden de gelir gider dengesi iyice kontrol dışı bir hale gelmiştir. Vergi idaresiyle başları derde girer. Ödeyemeyecekleri kadar yüksek miktarda ceza yerler. 

 

Beatlamania toplumsal bir histeriye dönüşmeden, onları eleştiren, ahlaksız bulan tutucu kafalar, tabii ki en başta politikacılar olmak üzere, oy kitleleriyle olan iletişimlerini koparmamak adına, onlardan övgüyle bahseder oldular. Kraliçe bile konserlerine gitti ve hatta 1965’de onlara Britanya Kraliyet Nişanı verdi. Kakülün öne tarandığı uzun saç modelleri tüm dünyada moda yarattı. Tek başına ilk turnelerini, 1963 yılının 24-29 Ekim günlerinde İsveç’e yaptılar. Önceki turnelerde hep alt grup olarak sahne almışlardı. İsveç gibi soğuk insanlar ülkesinde bile gençler adeta çıldırmıştı. Bilet bulamayanlar kargaşa çıkardı. Sahneye atlayan olmasın diye konserde 40 coplu polis koruma yaptı. İngiltere’de gazeteler her gün Beatles haberi verir olur. Nereye gitseler, ne yapsalar artık haber değerinde bir olaydır. Manşetlerden düşmezler.

Ciddi eleştirmenler, müzikologlar yaptıkları müziğin neden bu denli etkileyici olduğu konusunda araştırmacı yazılar yazmaya başlarlar.

Giydikleri yakasız ceketler, beat botlar hatta saç şekillerinde peruklar bile yok satar. Grup elamanları ise şöhretin tadını çıkarıyordu, söyleşilerde mizahi, alaycı tonlarını asla kaybetmiyorlardı. Sivri dilli John her seferinde spekülasyona yol açabilecek sözlerle kafasına göre bir karşı kültürü dile getiriyordu. Bir keresinde “artık İsa’dan daha popüleriz” sözleri fazlaca ciddiye alınınca Amerika’da muhafazakar çevrelerde protestolar başlar. Plakları, kuklaları sokaklarda yakıldı. Grup turnelerden zaten sıkılmıştı. Ve artık bu olaylar sonunda konser vermeme kararı aldı.

1966’da dördüncü ve son Amerika turnesine çıktılar ve 29 Ağustos’da San Fransisco’da son konserlerini verdiler. Her gün aynı şeyleri çalmak, bir cam kutunun içinde sergilenmek, çılgın hayranlardan ambulans içinde otele kaçmak oradan da gene gizlice havaalanına gitmek hoşlarına gitmemeye başlamıştı. Sonunda konser vermeme kararı aldılar. Müzik hayatlarında sadece 1963-65 arası turneler yaptılar ve bunlardan sadece 7 tanesi Britanya içindeydi. En çok da ABD konserleri onların enerjisini tüketmişti.

1 Mayıs 1966’da Wembley Stadyumunda son Britanya konserini verdiler. Her gün aynı şeyleri çalmaktan müzisyenliklerinin gerilemiş olduğunu düşünüyorlardı. Dünyanın en şöhretli grubu olarak verdikleri karar cesur ve sıra dışıydı. Müzik hayatlarına albüm kayıtlarıyla devam etmek istiyorlardı. Yaptıkları patlamayla da Britanyalı müzisyenlerin ABD piyasasında önlerini açmıştı. Onlardan önce hiçbir adalı sanatçı ABD’de ciddiye alınmamış, şöhret olamamıştı.

Sonrasında kendi aralarında yolları ayrılan farklı yaşamlara yönelen bir Beatles grubu oldu. Resmen ayrılıkları 1970‘de gerçekleşmiş olsa da, o zamana kadar sadece stüdyo kayıtlarında bir araya geldiler. Bu durum 1970’de yaptıkları son albüm “Let İt Be” ‘ye kadar devam etti. Son konserlerinden sonra seyirci önünde tek konserleri Haziran 1967’de Londra’da EMI stüdyolarında “All You Need is Love” şarkısının lansmanında oldu. Bu şov dünya televizyonlarında 25 ülkede yayınlanır ve 400 milyon kişi tarafından izlenir.

 

Belgesel Projesinin Başlaması

 

Bu ilgiden yola çıkan yönetmen Michael Lindsay-Hogg yapacakları yeni bir albümü belgesele dönüştürüp sonunda seyircili, görkemli bir performansla noktalamalarını teklif eder. Grup çok gönüllü olmasa da kabul eder. Projeye “Get Back” adı verilir ve sonuçta 60 saat görüntü, 150 saat ses kaydıyla 21 günlük yüklü bir belgesel olur.  Belgesel grubun dağılmasından hemen sonra “Let It Be” adıyla 90 dakikaya kurgulanmış olarak sinemalarda gösterildi. Grup elemanlarından hiç kimse gala gösterimine katılmadı. Eleştirilerde ise yerin dibine batırılır.

2017’de ortadaki devasa materyale tekrar el atan “Yüzüklerin Efendisi”’nin Yeni Zelanda’lı yönetmeni Peter Jackson “Get Back” projesini 468 dakikalık bir mini diziye dönüştürür ve Walt Disney stüdyolarının desteğiyle 4 yıllık bir çalışmanın ürünü olarak noktalar.

Beatles grubunun o yıllarda kurmuş oldukları prodüksiyon şirketi Apple maddi olarak güçlükler içindeydi. Şirket hippiliğin merkez üssü gibiydi, özgürlüğün ve kontrolsüz giderlerin haddi hesabı yoktu. Apple yapımcı firma olarak çekimlere girer, bu iş için devasa Twickenham stüdyosu kiralanır ve 1 Ocak 1969’da kamera çalışır.

Paul isteklidir, George Harrison başta provalara bile gelmez. John Lennon yanında siyam ikizi gibi yapışık Ono ile gelir stüdyoya, Ringo Starr ise uykulu gözlerle yarı mahmur, geceki partinin yorgunluğuyla gelir. Başlangıçta tüm kayıtlar, şarkı besteleri ite kaka gider, Paul McCartney kafasında şarkıların başı, ortası karışık bir şekilde kah piyanoda, kah gitarda çalar. İlham arar. Tıkanır kalır. George yıllar boyu bestelerinin John ve Paul tarafından çok dikkate alınmadığından yakınır haldedir, bu nedenle mesafelidir ve katılmak istemez. Ancak bir hafta sonunda, arkadaşlarının ısrarları sonrası Liverpool’dan isteksizce gelir. Şarkıların prodüksiyonu Glyn Johns tarafından yapılır.

Günler ilerler “Get Back”, “Let It Be” gibi şarkılar şekillenmeye başlar. Yine de zorluklar, fikir tartışmaları her gün vardır. 10 gün sonunda konsantre olamadıklarından ve Apple binasındaki kayıt stüdyosuna taşınırlar.

Tüm yaratıcılıkları, enerjileri mucizevi bir şekilde piyanoda Bill Preston’ın kayıtlara katılmasıyla değişir. Tüm şarkılar derlenip toparlanır. Preston’un pozitif enerjisi hepsine sirayet eder. Şarkılar şekillenir, tartışmalar yerini konsantrasyona, şarkıların şekillenmesine terk eder. En başta yönetmen Hogg finalde Libya’da tarihi amfi tiyatroda yapılacak bir konserin planlaması içindedir. Grup bunu kabul etmez ve Paul sonunda konseri Apple binasının çatısında vermeyi teklif eder.

 

Damda Son Konser

Ve o gün gelir, 29 Ocak günü öğleden sonra saatlerinde grup önceden aletlerin ve 10 kameranın yerleştirildiği çatıya çıkar ve çalmaya başlar. Aşağıda kaldırımdan geçen günlük yaşam içindeki İngilizler çatıdan gelen müziğe önce tepki vermezler. Fakat bir süre sonra çalanların Beatles olduğu anlaşılınca, görmedikleri fakat duydukları müzikle birlikte tarihi bir anı yaşadıklarını fark ederler. Kalabalık gittikçe artmaya başlar, insanlar damlara çıkarak izlemeye çalışır. Tabi ki rahatsız olan yaşlılarda, ciddi duruşlu iş adamları da vardır. Şikayetlerin artmasıyla polis önce binaya gelir ve sonra dama çıkar. Ancak 42 dakika süren konser, grubun tarihteki son birlikte çalması olarak kayıtlara geçer.

Bu konserde grup sırasıyla “Get Back”, “Don’t Let Me Down”, “I’ve Got a Feeling”, “One After 909””, Dig Pony”, “God Save The Queen” gibi şarkıları seslendirir. Get Back ve Let Me Down şarkılarını ise bir kereden fazla, farklı versiyonlarda çalarlar.

 

Bu emsalsiz belgeseli Disney + platformunda mutlaka izleyin…

 

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Benzer gönderiler