Flee-Kaçış-2021
Yönetmen ve senaryo: Jonas Poher Rasmussen.
Oyuncular: Daniel Kerinyar, Fardin Mijdzadeh, Milad Eskendari.
2022 Oscar adayları arasında bir film belgesel ve animasyon yanında hem de en iyi uluslararası film dallarında aldığı adaylıkla dikkat çekti. Oscar tarihinde ilk kez olan bir durumdu. “Flee-Kaçış” elle çizim animasyonu arşiv gerçek görüntülerle harmanlayan çok etkileyici bir göçmenlik dramı. Afganistan’dan annesi ve ağabeyi ile kaçmak zorunda kalan Amin Nawabi’nin öyküsü, mülteciliğin travmaları, zorlukları üzerine derin düşüncelere yönelten bugüne kadar 60’a yakın ödül kazanmış bir film.
Afganistan’da 80’ler sonundayız. Rusların işgali bitirip ülkeyi terk etmesiyle güçlenen Mücahit İslam Birliğinin şehirleri teker teker ele geçirmeye başlar. Ve katliamlardan korkan halk canını kurtarmak için ülkeden kaçmaya başlar. Bugünün Afganistan’ına çok uyan bir tablo. Amin Nawabi’de çocuk yaşlarda ailesiyle topraklarından kopar. Önce babası askerler tarafından bilinmeze doğru evden alınır. Ağabeyi ve annesiyle birlikte önce Rusya’ya kaçak yollardan ulaşırlar. Oradan ise ulaşmak istedikleri ülke İsveç’tir.
Yönetmen Jonas Poher Rasmussen çocukken tanıştıkları Amin’in öyküsünü adeta bir terapi seansı gibi anlatıyor. Yetişkin Amin uzandığı kanepede, anımsadığı geçmiş anılarını anlatıyor. Yaşadığı kimlik sorunu yaşamının iki büyük travması olarak ortaya çıkıyor: aidiyet ve cinsellik.
Daha küçük yaşlarda erkeklere duyduğu ilgiyi anlamlandıramayan, bunu kimseye anlatamayan çocuk kimliği ve gittiği yabancı topraklarda hissettiği aidiyet sorunu. Yaşadıkları onu hayatı boyunca terk etmeyecek bir kaygı bozukluğuna mahkum etmiştir. Artık yaşadığı Danimarka gibi medeni bir ülke bile dertlerine deva olamaz. Her yerde tedirgindir.
Filmde elle çizim animasyonun saf, sade tekniği mükemmel bir görsellik ortaya çıkarmış. Özgünlük ve gerçekçilik abartıdan uzak. Afganistan çocukluk yıllarında parlak canlı renklerle, Rusya’daki tecrit yıllarında koyu kasvetli renklere dönüşüyor. İç sıkıntısı, şiddet içeren anılması acı veren sahnelerde ise siyah beyaz, soyut bir çizim tekniği kullanılmış. Canlı çekilse bu kadar etkili olamazmış diyebileceğim sahneler var. Örneğin mülteci botu ve yardım çağrısında bulundukları turistik dev gemideki insan bakışmaları gibi… Rusya’da yaşadıkları şiddet ve taciz ise ayrı bir insanlık dramı.
Filmin ortaya çıkış hikayesi oldukça ilginç. Yönetmen Rasmussen 15 yaşındayken Afganistan’dan Danimarka’ya tek başına göç etmiş olan, henüz reşit olmadığı için bir koruyucu ailenin yanına verilen kendi yaşlarında bir genç adamla tanışır. Evleri birbirine çok yakın olan, aynı liseye gitmek için aynı otobüse binen iki genç adam kısa zamanda arkadaş olurlar. Bu dostluk bağına ilerler, Rasmussen’in önce radyoda sonra sinemada bir belgeselci olarak çalışmaya başlar, akademik kariyere yönelen Afgan arkadaşının Princeton’da felsefe doktorası yapmakta olduğu günümüze kadar, 25 yıldır kesintisiz sürmektedir.
Rasmussen tanıştıkları günden itibaren arkadaşının yaşam öyküsü merak eder. Arkadaşı ise susar ve anlatmak istemez. Saygı gösterir, üzerine düşmez.
9 yıl önce Rasmussen, animasyon ve belgesel yapan sinemacıların birlikte çalıştıkları ANIDOX adlı atölye çalışmasına katılır. Atölyede katılımcılardan, canlandırma sineması formatında belgesel çekmek amacıyla konu geliştirmeleri istenir. Rasmussen Afgan arkadaşına bir kez daha teklif eder. Bu kez kimliği gizli tutularak ancak animasyon formatında yaşamını ve travmalarını anlatmayı kabul eder.
Senaryo çalışması 4 yıl devam eder. Zorlu bir çalışma sonrası, hikaye toplamda 20’den fazla terapiye benzer konuşmadan derlenir. Sonrasında, ilk kez canlandırma filmi çekecek olan Rasmussen’in, uzun yaratıcı süreci başlar. Afganlı arkadaşının, takma Amin Nawabi adıyla yer aldığı film kazandığı onca başarıdan sonra bile gerçek kimliği açıklanmaz.
“Flee”yi yaparken Rasmussen biçim olarak Ari Folman’ın bol ödüllü 2008 yapımı “Vals Im Bashir / Beşir’le Vals” filminden etkilenmiş. Ari Folman gibi animasyon aracılığıyla, geçmişte ve anılarda kalmış olaylarla mekânları 2D animasyon biçemi içinde var ediyor. Canlı oyuncularla duygu istismarını zorlayacak olayları hem gerçekliğini koruyarak hem de bir derece yumuşatarak aktarıyor. Arada bir anlatıya karışarak klasik belgesele göz kırpan, 1980’lerdeki Afgan İç Savaşına ve komünizmin yeni yıkıldığı Rusya’ya ait tarihi arşiv görüntülerinin var ettiği reel fon, izleyiciye seyrettiğinin kurmaca değil gerçek olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Arşiv görüntülerin bugünkü Afganistan’n hâliyle neredeyse bire bir örtüşmesi tarihin tekerrürünü anımsatan acı bir gerçek.
Amin’in hikâyesi aracılığıyla günümüzde bir şekilde marjinalleştirilerek mülteci durumuna düşürülmüş 80 milyonu aşkın kişinin insanî yüzünü hatırlamak zorundayız. Mülteciliğin bir kimlikten çok, yaşanacakların kontrol edilemediği bir dram olduğunu belgesel yaklaşımında anlatan bir film.



