Anadolu’nun ücra bir köşesinde, mühürlenmiş zaman.
Bir Zamanlar Anadolu’da-2011
Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan
Oyuncular: Muhammet Uzuner(Doktor Cemal), Yılmaz Erdoğan(Komiser Naci), Taner Birsel(Savcı Nusret), Ercan Kesal(Muhtar), Ahmet Mümtaz Taylan(Arap Ali), Fırat Tanış(Zanlı Kenan), Şafak Karaali(Abidin), Murat Kılıç(Polis İzzet), Kubilay Tunçer(Otopsi Teknisyeni).
‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ adının vaat ettiği gibi, geçmişten bir hikaye anlatmıyor. Bugünü, Anadolu’nun yaşamının hiç değişmediği, zamanın adeta durduğu, akmadığı bir kasabasını öykülüyor. Bir lastik tamirhanesinin buğulu penceresinden izlediğimiz rakı sofrasıyla açılıyor ‘Bir Zamanlar Anadolu’’da. Bir adam sofradan kalkar ve buğulu pencereden bir şey arıyormuş gibi dışarıya bakar. Dışarıya çıkar, köpeğe yiyecek verir. Sonrasında bu adamın adının Yaşar olduğunu ve o gece öldürüldüğünü öğreniriz. Zaman atlayarak bozkırda, ayın aydınlattığı bir geceye geçer kamera. Bir tepenin ardından, geceyi delerek geçen far ışıklarının yol verdiği, bir araba konvoyunu izleriz. Uzaktan da olsa soğuğu, doğanın seslerini, rüzgarını içimizde hissederiz. Bir çeşme başında duran konvoyda, arabalardan telaşla adamlar iner. Bir şeyin peşindedirler sanki. Kamera yaklaşır, konuşmalarından işlenmiş bir cinayet sonrası cesedin arama çalışmaları olduğunu anlarız. Aramaya katılan savcı, doktor, komiser, jandarma komutanı ve şoförler gecenin bir vakti ceset aramaktan hiç mi hiç hoşnut değildirler.
Anadolu’nun herhangi bir yerinde, günlük , sıradan adli olaylardan birisinin ortaya çıkardığı durum bizlere küçük bir yerin sıkışmış yaşantısını aynalar. Cinayet burada neden işlendiği, kimin işlediği öykünün odaklandığı konu değildir. Cinayet sadece ve sadece bir ‘leitmotiv’ olarak olayı başlatır. Devletin tayinle gönderdiği savcı, doktor, polis küçük yerlerin önemi insanlarını bir araya getirir. Geçici bir süre için gittikleri küçük yerlere anılarını, geçmiş yaşamlarını, travmalarını da zihinlerinde sürüklerler. Ait olmadıkları toplumlara görev icabı ‘aitmiş’ gibi davranırlar. İnsanlarla iyi diyalog kurmaya çalışırlar. Bölgenin insanları, bürokratlara, doktorlara bir başka davranır, onların bilgilerine, akıllarına, makamlarına saygılıdırlar. Onların yol göstericiliğine güvenirler. Bürokratlar da tüm sıkıntılarına karşın, mutlu kişiliği oynarlar.
Nuri Bilge Ceylan ve Ercan Kesal birlikte yazdıkları senaryoda karakterlere müthiş bir gözlemle yaklaşıyorlar. Doktor Cemal(Muhammet Uzuner) ve savcı Nusret (Taner Birsel) arasındaki diyaloglarda ince ayrıntılar çok dikkat çekicidir. Savcının ısrarla bir arkadaşının eşinin ölümünü sorgular, doktorla olan sohbetlerinde. Doktorun açıklamaları karşısında ısrarla olayın bir intihar vakası olduğunu inkar etmesi, gerçeğin bir başka yüzünü örtbas etmek istemesinden başka bir şey değildir. Anlattığı olayın kendi karısıyla ilgili olduğunu açıklayamaması, yaşadığı suçluluk duygusu ve utancın ortaya çıkardığı savunmadır. Bilinç altındaki suçluluk duygusu, makamının getirdiği sorumluluk ve toplumsal imaj ile çatışma halindedir. Yılmaz Erdoğan’ın kendisinden çok şey katarak canlandırdığı Komiser Naci mesleğinin ve özel yaşantısının bıkkınlığını taşıyan bir karakterdir. Hayatın heyecanı yerini artık angaryalara tek etmiştir. Senarist Ercan Kesal’ın canlandırdığı muhtar, küçük yerin uyanık işini kitabına uygun halletmeyi başaran karakterine bir örnektir. Kesal’ın ince gözlemlerine dayanarak ruh verdiği muhtar kısa süresine karşın filmin en fazla akılda kalan karakteri oldu.
Filmin ilk bölümü kırsalın soğuğunu, rüzgarını hissettirirken ikinci bölümde kasabaya iner ve final otopsi odasında olur. Kadın karakterlerin ön planda olmadığı erkeklerin dünyasını anlatan öykü küçük kasaba sıkıntısını olanca ağırlığıyla hissettirir. Cannes’da 2011’de Büyük Jüri ödülü kazanan film uluslararası seçimlerde son 10 yılın en iyi filmleri arasında yer alıyor.




Tnews
The way you seamlessly blend statistical insights with compelling storytelling creates an immersive and captivating reading experience. Whether it\'s the latest match updates, behind-the-scenes glimpses.